Mahmud: — Seni, diyor, sevdiğimi biliyorsun.
Ayıp, ağıza alınmaz bir söz etmiş gibi kızarıp susuyor.
Beni seviyormuş. Beni sevdiğini biliyormuşum. Bilmiyorum. Bilsem de ağrıtıcı bir sevgi bu, yorucu. Beni boşlukta kapladığım yerde ve kapladığım şekilde sevmiyor: Beni kendisine, kendi tasarılarına ekliyor; değiştiriyor adeta, yeniden icat ediyor; sonra bu gayretini seviyor.
… manasız bir şey; sen varsın, ben varım; ikimiz ayrı ayrı, tıkır tıkır işleyen iki saat gibiyiz; iki ayrı ayarla işleyen! İki ayrı zamanı gösteriyoruz. Yan yana geldik mi, her şey birbirine karışıyor. Sen bana fazla geliyorsun, ben sana eksik. Bitirsek artık bunu.
— Bunu onlara nasıl anlatacağım? Düne kadar anlaşıyorduk, çünkü aynı dili konuşuyorduk. Dünden bu yana konuştuğumuz dil değişti. Anlaşamıyoruz artık. Onların söyledikleri bana işlemiyor, benim söylediklerim onları tutmuyor. Boşluğa konuşuyoruz. Anlamaya ve önlemeye çalışacaklarına, olduğu gibi kabul edebilseler. Tut ki öldüm…
— … Mahmud’la boşuna vakit kaybedip durdum; o beni kafasının alacağı kadın yapmaya uğraşıyordu, ben onu kafamın alacağı erkek yapmaya uğraşıyordum. Gerçeği daha başlarken görebilmiş olsaydık, iki yılımız boşuna harcanmış olmayacaktı.