Özgürlük, uyuşmazlığın bir fonksiyonudur. Hiçbir zaman uyuşmak zorunda kalmama sürecidir özgürlük. Özgürlüğün doğrulanması, anlaşma peşinde koşmamakla sağlanır.
Çoğu zaman anlaşma, bir yalandan, bir güvensizlik göstergesinden ibarettir. Sohbetlerde çoğu kez karşımızdakini gerçekten dinlemeden onu onayladığımızı belirtir, " evet, evet" der ve başımızı sallarız ki, bir an önce konuşma sırası bize gelsin ve biz de meramımızı anlatabilelim. Bu tür gündelik sohbetlerde anlaşma, insanın sırf karşısındakini susturup kendi fikirlerini söyleyebilmek için başvurduğu bir kılıftır.
Bir tarafı seçmek, tanımı gereği, kendi tarafımız için zafer, diğeri içinse yenilgi istememiz demektir. Yani taraflar, eninde sonunda biri ötekine boyun eğsin diye mücadele etmektedirler. İlke ne olursa olsun finaldeki yenilgi ve teslimiyet, totaliter bir ilişkiye sonuçlanır. Ayrıca, taraflar arasındaki mücadele ne kadar uzarsa, amacın aracı haklı kıldığı düşüncesi zamanla (belki de bilinçsizce) o oranda geçerlilik kazanır.
Taraf seçmek, tepeden dayatmanın totalitarizmini güçlendirir. Mevcut sisteme meşruiyet kazandırır. Dönemin toplumsal düzenini esas alarak taraf seçeriz. Herkesçe kabul edilmiş normlara göre taraf seçeriz. Toplumun düzeni bizi taraf seçmeye zorlar. Bizans İmparatorluğu'nda insanlar ya da Mavi ya Yeşil'di; bugün ABD'de ya demokratsınızdır ya cumhuriyetçi. Geçmiş yılların Sovyetler Birliğinde komünisttiniz. Öteki konumlar tuhaflık, aykırılık, sapkınlık sayılır. Seçilecek taraflar olmasaydı, iktidardaki hiyerarşik totaliter düzen tehdit altında girerdi. Yıkılmaya yüz tutardı. Taraf seçmemek, kurulu düzenin meşruiyetine meydan okumaktır.