Albert Einstein, "Yaşamanın iki yolu vardır. Biri, hiçbir şeyin mucize olmadığını düşünmek, diğeri ise her şeyin bir mucize olduğunu düşünmek," demiştir.
İşin garip yanı, yaptığımız en büyük hatalardan biri de bu dünya ile ilgili beklentilerimizi yüksek, Allah'tan beklentilerimizi ise düşük tutmamızdır. Hayatımızın mükemmel bir dünya cenneti olmasını bekliyor, bunun hep böyle sürmesini ve bize arzu ettiğimiz her şeyi vermesini istiyoruz.
Mevzu Allah olduğunda ise hep olumsuz düşünüyoruz. Zorluklarla sınandığımızda O'nun bizi cezalandırdığını, istediğimizi elde edemeyince de nimetlerini bizden esirgediğini düşünüyoruz. Dünyadan sevgi ve cömertlik bekliyor, hiç hayal kırıklığına uğramak istemiyoruz.
Musa Allah'tan ne istemişti?
Göğsünü genişletip işini ona kolaylaştırmasını.
Bu çok derin bir husus, çünkü genişleme, zorluğun kendisine ve engeli ortadan kaldırmaz. Ama engeli küçültür ve zorluğu kolaylaştırır.
Musa'nın duası firavunun ortadan kaybolmasını sağlamadı.
Görevini iptal etmedi.
Duasının kabul edilmesi ona görevini kolay kılan bir gençlik verdi ve yoluna devam etmesini sağladı.
The Road Less Traveled (Az Seçilen Yol) yazarı M. Scott Peck şöyle der: "Hastalık belirtileri, hastalığın kendisi değil, tedavinin başlangıcıdır. Eğer iyileşmek istiyorsanız, bu belirtiler Tanrı'nın bir lütfu ve bilinçaltının bir mesajıdır."
Hz. Eyyûb'un bu duasından öğreneceğimiz büyük dersler var. Bunlardan ilki, acısını Allah'tan saklamıyor, onu uyuşturmuyor, hiç yokmuş gibi davranmıyor ve gerçekliğinden kaçmıyor oluşudur. Hz. Eyyüb (as) alçakgönüllü ve savunmasız bir şekilde acısıyla beraber Allah'a dönüyor. Bu tutum, iyileşme yolundaki ilk önemli adımdır: Yarayı kabullenerek şifa vermesi için onu Allah'a havale etmek. Ama Hz. Eyyûb'un cevabında asıl muhteşem olan şey, şiddetli ızdırabının ortasında bile sahip olduğu umududur: "...Sen merhamet edenlerin en Merhametlisisin."