Gözyaşlarımız birbirine karıştı. "Ağlama artık Ethem, ben senin annen olurum" dedi. "Sen de bana baba ol" dedi. İçinden konuştu Nurten, ses gerçekten ondan mı çıktı, saçından, teninden, nefesinden mi geldi, bilmiyorum. Uykuya yenik düştüğümüz anlarda gibiydik. Sarıldık birbirimize. "Olurum" dedim. Kaç kez "Olurum" dedim saymadım. "
Yalansızız artık.
Hâlâ birkaç sırrımız var.
Ama yalansızız.
Onlar da olmasın, ne kaldıysa içimizde söylemediğimiz her şeyi söyleyelim istedim. Yoldaydık. Nereye gittiğimizi bilmeden, öyle arabayla geziyorduk.
Samime Sanay'ı açmıştım.
Söyleme Bilmesinler'i...
Yüzümüzde bir tebessümle, sevemediğimiz dünyayı severek izliyorduk bir yandan.
Bir padişahın kıymettar bir hediyesini sana getiren bir miskin adamın ayağını öpüp, hediye sahibini tanımamak ne derece belâhet ise, öyle de; zâhirî mün'imleri medih ve muhabbet edip, Mün'im-i Hakiki'yi unutmak ondan bin derece daha belähettir.
Batmayı gördün değil mi, doğmayı da seyret!
Güneşle aya guruptan biç ziyan gelir mil
Yere hangi tohum ekildi de bitmedi?
İnsan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyor musun?
Mevlâna Celaleddin-i Rûmî