Bu dünyaya gelip birbiriyle kaynaşan o kimseler, nazın, neşenin ve eğlencenin meftûnu oldular. Birer kadeh içer içmez de kendilerinden geçtiler ve birbirleriyle kucaklaşıp adem uykusuna daldılar.
Kendimize hakim olduğumuzda başkalarına acımasız şeyler söylemeyiz. Telaş etmeyiz. Korku içimizde barınamaz. Acı verici pişmanlıklar gün geçtikçe geçmişin bir parçası olurlar; artık bulutların ve onların süzüldükleri gökyüzünün içinden geçmenin farkını bildiğimiz için bizi aşağı çeken karanlık günler güçlerini yitirirler. Bu gerçek irade gücüdür.
Kaygılı düşünceler ve duygular bizim vaat edilmiş topraklara ulaşmamıza yardımcı olmazlar. Bunu yerine bizi boş vaatlerin dünyasında birer mahkum olarak tutarlar. Bu gerçeği görme cesareti özgür olmamız için bu sahtekar güçlerden, onlarsız yaşamak ne kadar imkansız görünse de, bilinçli bir şekilde uzaklaşmak için gereken cesaret ile aynıdır. Sonuçta kim kendisini esir alan bir şeye sarılarak yaşar?