Her insanın hayatında bir masa vardır.
Sana gerçekten değer veren insanlar,sen gelir gelmez sana bir sandalye çeker. Sana yer açarlar. Sana bakarlar. Sen hiç bir şey istemeden kendilerini ayarlarlar.
Senin orada olman doğaldır.
Hoş karşılanır.
Görülür.
Ama bir de diğerleri vardır.
Seni ayakta bırakanlar.
Sanki fazlalıkmışsın gibi davrananlar .
"Oturmayı hak ediyor musun?' diye seni sınayanlar.
Peki rahatsız edici gerçek nedir?
Eğer sandalyeni tekrar tekrar istemek zorunda kalıyorsan... Bu senin eksikliğin değildir.
Yanlış masadasındır.
Eğer sürekli ısrar etmek,beklemek ya da oraya sığabilmek için kendini küçültmek zorunda kalıyorsan..
Bu senin hatan değildir.
Yanlış masadasındır.
Ama burada çoğu insanın fark etmediği başka bir şey daha vardır:
Bazen insan yanlış masalarda kalmaya devam eder.
Çünkü çocukluktan gelen bir çekirdek inanç fısıldar:
"Yer istemek zorundasın." "Fazla ver kaplama.' "Sükret sana bu kadar yer verildiğine."
Ve böylece kişi...
Sandalyesinin zaten kendisi için çekilmesi gereken yerlerde bile ayakta kalmayı öğrenir.
Oysa gerçek şudur:
"Seni fazlalık gibi gören yerlerde yer kapmak için savaşma.' "Varlığının rahatsız ettiği yerlerde ısrar etme."
Varlığının değer kattığı yere git.
Çünkü doğru insanlar,
Sen oturmayı hak ediyor musun? Diye sormaz
Sana zaten bir sandalye çekmişlerdir.
Senin zaten vardır sandalyen.
Ve bazen değişmesi gereken masa değil:
İnsanin kendi içindeki "ben yerimi hak ediyor muyum?' çekirdek inancıdır.
Doğru masa o inanç değiştiğinde görünür olur