Elinden geleni yapıp güzelleştiremediğin yerleri terk etmek, seni kötü biri yapmaz milena.
Bazı yerler vardır; uğrunda çabalarsın, beklersin, konuşursun, susarsın… Olmaz. Elinden geleni yaparsın; sevgini verirsin, sabrını, anlayışını, bazen gururunu bile. Ama o yer yine de seni içine almaz. Sen o yeri güzelleştirmek için çırpındıkça, seni eksiltir, seni inkâr eder. Kafka’nın sözündeki yalın gerçek burada başlar: Bazen gitmek, kalmaktan daha insanca bir eylemdir.
Kendimize içtenlikle sormamız gereken bazı sorular vardır: Neden buradayım? Neden hâlâ burada çabalıyorum? Gerçekten güzel bir şey mi inşa ediyorum, yoksa kendi yok oluşumu mu izliyorum?
Toplum bize çoğu zaman kalmayı öğütler. “Diren, sabret, mücadele et.” Oysa bazen en büyük cesaret, vazgeçme kararında saklıdır. İnsanın en çok kendine karşı dürüst olması gerekir. Eğer bir yer seni tükettikçe tüketiyor, seni sen olmaktan çıkarıyorsa, orada kalmak değil, gitmek gerekir.
Bazı yollar, gitmekle güzelleşir. Bazı insanlar, gittiğinde öz değerini anlar. Ve bazı yerler, senin eksikliğinde büyür.
Mekke fethinde kardeşi Yusuf gibi "bugün size kınanma yoktur" diye seslenmeseydi, Mekkeliler şirk illetinden kurtulup İslam'ın birer sancaktarı olabilir miydi? Ya da resulü ekberin methine mazhar komutan Fatih gibi... Kıtalarda zaferler kazanırken Ebul Vefa'ya Akşemseddin'e gönlü mağlup olmasaydı, nasıl gönüller Fatih'i olabilirdi. Veya alemi İslam'ın imamesi olma şerefine eren Yavuz gibi. "Padişahı cihan olmak kuru bir kavga imiş, bir veliye bende olmak cümleden ala imiş" diyen yavuz gibi. Yavuz'un gönlü bir dost tarafından fethedilmeseydi gönüllere sultan olabilir miydi Yavuz. O yüzden denilmiştir ki, "Salihlerle beraber olun." Bir gönle feth olmalı ki insan can alabilsin. Can olmayan cananın kapısını nasıl çalabilir ki. Bir gönle fetholunmazsa insan, bari bir gönül yanında yer tutmalı. Hani hal saridir. Bir zaman olur gönül sahibinde ki sır akıverir yanındakine. Değil mi ki taşları bile yosun sarmakta. Yosun sarmış taşın varlığından dem vuran olur mu hiç. Onu saranın hali ona geçmiştir de artık onun haliyle anılır hale gelmiştir. Marazda saridir demişti ya aşık... Kendi varlığı dışında diken olarak anılanların vay haline.