Sercan ATİK

Sercan ATİK
@SercanS
Okur musunuz ? Onaylanmak için mi değişmek için mi ? Bir kitap, içinizdeki donmuş değerleri parçalayarak bir balta olmalıdır...KAFKA...
Herkes kendi yolunda ilerler ve geriler.Her yolun kendi kıvrımları ve dönüşleri vardır.Her kar tanesi gibi denizdeki her dalgada eşsizdir ama her dalga gibi her kar tanesi de aynı doğa kanunlarına bağlıdır.İnsanlarda böyledir ve insan doğasının kurallarından biri,tutkunun ve mantığın tıpkı bir arabayı sürmek isteyen iki şoförün direksiyona geçmeye çalışması gibi dur durak bilmeden yarışmasıdır.Bir diğer kural da genellikle tutku motora benzin verdiğinde ve mantık direksiyona geçtiğinde daha iyi olmamızdır.
Reklam
Kazı bilirsiniz yaş demez , kuru demez ; sıcak soğuk dinlemeden ne bulsa yer. Daha kursağındakileri çiğnemeden yarın ne yerim derdine düşer. Yiyemediklerini de toprağa gömer ki başkaları kapıp götürmesin. Gözünün açlığıyla , yarının tasasıyla yer de yer. Tavus güzelliğiyle mağrurdur. Kuyruğunu bir yaydı mı , alem bana hayran olsun , herkes beni övsün ister. Sesinin betliğine , ayaklarının çirkinliğine aldırmadan övünür durur. Karga üç adam ömrünce yaşar , yine de aman ölmeyeyim , diyerek av derdine bile düşmez. Çöpleri karıştırmaya bile razıdır o. Horoz şehvetinin derdindedir sürekli. Çalımla dolaşsın, gelene gidene sataşsın da herifliğini göstersin ister. Bu kuşlar sadece dışarıda değil bizzat içimizde yaşar. Çünkü tanrı onları bizimle yarattı ve kişi-evladının benliğine yerleştirdi hepsini. Bu yüzde ölümden korkarız ama yarına hazırlanmak yerine kaçarız ölümden. Bencilce dünyanın tüm nimetlerine sarılır , başkalarıyla bunları paylaşmaktan çekiniriz. Şehvet seslendi mi, esiri oluruz bir anda. Dedemiz İbrahim peygamber bu dört benlik kuşunu Tanrı’nın adı ve onun erkanıyla kesti birer birer. Kesen el teslimiyetin eliydi. Ancak Tanrı kişi-evladının benliksiz yaşatmayı murad etmediği için , benliklerimizle bir arada yaşamayı öğrenebilmemiz için o kuşları yeniden dirirltti. Ve her birini sahibinin boynuna doladı ( isra suresi 13.ayete atfen). Ama bu kez benliği onu kesin emrine sunmuştu. Yani dedemiz İbrahim’le birlikte yaratılan benliği , Kutlu ruhuna secde etmişti o an. Bunu yapabilen herkes dünyayı ve benliğini aşmıştır.
...derebilen gelsin beri
Haram da / helal de/ cennetin hurileri de / nar-ı cehennem de /birdir bize / cenneti cayır cayır yakmak / cehennemin alevlerini söndürmektir gayemiz / bize sade seni gerek seni / kirpiğimizi kalem / gözümüzü defter eylemişiz / nefsimizi köreltip / kimsenin ayıbını görmemişiz / gönül yapmayı / arş yapmaya bir tutup / gönülden gönüle / yollar kurmuşuz / ten türap bir olunca / her dem yeniden doğmuşuz. Ne kabir azabı / ne zebani zulmü / o yardan ayrı düşmektir / nazarımızda en dilhıraş acı / ne dürülür amel defteri / ne geçilir sırat köprüsü / rahman ve rahim olandır o dostun ismi / o sever / o gözetir / onun merhameti hudutsuzdur / onun merhameti öfkesinden büyüktür. Benim mekanım balçıktır / gıdam ise safi aşk / korku ile beslenmez imanım / korku dediğin safi yalandır / korku ile yakaran / bir kendini sever / aşk ile yanıp tutuşan / geçer serden / her dem yeniden tutuşturur küllerini Benim vücudum şu varlık alemine benzer / şu gördüğünüz nehirler,dereler benim içimde çağlar / ve şu dorukları karlı dağlar / bende başlar bende biter / çok alametler vardır bende / derebilen gelsin beri…
Mukaddime
Gördüm ki: Gecesi-gündüzü ardı ardına birbiriyle dövüşüp değişip giden şu fani hayatta baki kalmak için bi-çare beşeriyetin elinde hiçbir tutamak yok.  Gördüm kİ: O'nun yerle gök arasında maziden istikbale doğru kaynaşan,coşan,coşup coşup çarpışan dalgaları arasında her dem kendine çağırıp duran ebedi hayatın nida-ı daveti çınlıyor,her dem Hakk ''Bana gel !'' diye çağırıyor.İnsan kulak kısıyor,duymak istemiyor,sanki kaçınmak için çırpınıyor,fakat çırpınıp çırpınıp akıbete teslim olmaktan başka ne yapıyor ?! Halbuki sevmediğine teslim olmakla sevdiğine teslim olmak arasında ne büyük fark vardır !  Allah'ı bilmeyen dünyaya sarılır,dünyayı bilmeyen hülyaya sarılır,hülyaya sarılan hakikate darılır,yiğidi görmeyen ismine bayılır,dilberi görmeyen resmine bayılır,önünü görmeyen sonunda ayılır,ganünu tanımayan kanunda(cehennemde) ayılır,kitabı tanımayan hesabda uyanır,Kur'an'ı anlamayan da tercümesine dolanır.
Din
Gelecek Uzun Sürer
…O günden beri dostluklarım ve sevgilerim de dahil bütün işlerimi kendi elime aldım. O günden beri sanırım sevginin ne olduğunu da öğrendim: atılganca kendi duyguları üstüne ‘abartmalı’ iddialara girmek değil, karşısındakine özenle davranmak, onun arzularına ve ritmine saygı göstermek; hiçbir şey istememek, verileni kabul etmeyi öğrenmek ve bununla yetinmek; her armağanı yaşamın bir sürprizi olarak kabul etmek; aynı armağanı ve aynı sürprizi iddiasızca, hiç zorlanmaya başvurmadan, karşıdakine de yapabilmek. Özetle, yalın özgürlük! Cezanne neden Sainte-Victoire Dağının her anının ayrı resmini yapmıştı? Her anın ışığı ayrı bir armağandır da ondan. Demek ki, yaşam, tüm dramlarına karşın, hala güzel olabilirmiş. Altmış yedi yaşındayım; kendim için sevilmediğimden gençlik tanımamış olan ben, şimdi kendimi hiç olmadığım kadar genç hissediyorum. Bu iş yakında bitecek olsa da. Evet, bazen gelecek uzun sürüyor.”
Can Yayınları