şimdi hepsi bitti! Kurtulduk... Kurtulduk mu? Laf! Bize kurtuluş yoktur!... Bizim kurtuluşumuz teneşirin üstündedir!... Bekçi Mustafa ancak teneşirin üstüne yattığı gün kurtulacaktır... Yorgunluk... Hem de yoksulluk!... Taze sıpalı bir kancık eşşek bile aldırmıyor adama yoksulluk... Aah; arpa, çapa, tarla!... Sarısı bol bir kilim; tarla, tarla, gölge, söğüt... Bostan, çıra, ipek, inek, yoğurt!.... Tasını tepesi aşağı tuttuğun zaman bile dökülmeyen bir yoğurt; yağlı!... Tarla!... Deriye basılmış taze lor, tarla, inek, tarla!... Toksulluk... Yoksul olacağına gök dinli gâvur ol, yaşa yalan dünyada!... Tarla, arka, peynir, inek, tarla, arka!... Arka!... Teneşir, yorgunluk, teneşir... Teneşire kadar dur durak yok bize! O gün, orda uzanır yatarız güzelce! Dinleniriz! Karataş’ın dürzüleri, uzana uzana yatma görür bir!... Kurul üyesi ünlü Haceli Efendi de köy içine ev yapacaktı! Yaptı doydu!... Aslaaaan!... Aslan bu Haceli! Kuyruksuz aslan! Muhtar, ‘Fur!’ diyor, o, ‘Kır!’ anlıyor!... Kırıyor... Kabahat kimin? Kabahat yoksuldan başka kimsenin değil!