Ve birbirlerinin gözünü oyuyordu İstanbul , öldürüyor , banka soyuyor , koşuyor , tıkanıyor , yağmur yağıyor, korkunç bir pas , lağım ,
çöp yığını üstünde, açgözlü martılar gibi çığlık çığlığa çöplere saldırarak kuduran, İstanbula saldıran açgözlü , umutsuz bir kalabalık . Bir
yanda Haliç , lağım , yarı çıplak serseriler , kestaneli , işportacılar, yarı
serseriler , küçük kaçakçılar , cinayetler , ırza geçmeler, lüks otomobiller , lüks mağazalar , kendilerini insanlıktan çıkarmış boyalı , süslü kadınlar , küf kokan , aydınlık , üç milyon liralık lüks arabalar , altmış bin
lira aylığına oturulan daireler , yedi milyona satılan katlar, çiçekleri ta
Japonyadan getirtilmiş bahçeler , usta bahçıvanlar Japonyada kurs görmüş , villalar , lüks yatlar , kumarhaneler , sigara , viski , elektronik makine kaçakçıları , su gibi kan akıtan para harcayan, açlar, açlıktan kendi
Canlarına kıyanlar , üç yüz bin orospu , aç , homoseksüel , rüşvet almadan kimseye bir adım artırmayan polis , köşe başlarını , randevuevlerini
tutmuş , haraç alan , bir cinayet şebekesi gibi adam öldüren , katili bırakıp ölüyü suçlu yapan , gözü dönmüş , önüne geleni , kaçakçıyı, öldüreni değil , öldürüleni coplayan , kurşunlayan polis , hepsi birbirlerine girmiş , mücevherler , kürkler , açlıklar , kirler , lağımlar karmakarış , gece
kulüpleri , pazarlıklar , insan eti ticareti...