Bi dilekî mezin û ronî heta mirinê ji bo azadiyê li hemberî tarîtiyê berxwedan ! Xweda ronahî ye Maîdyo , em çirûskên wî ! ”
“ Heta mirinê Spîtama , heta mirinê ! ”
İşte bu yüzden Beyaz Diş , bir insan elinin bağışlayacağı mutlulu ğu tanımıyordu . Zaten o , insan elinden hoşlanmıyordu . Onlardan hep kuşkulanıyordu . Bazen kendisine et verdikleri doğruydu ama daha çok acı veriyorlardı . Eller , uzak durulması gereken şeylerdi . Taş fırlatıyor , değnek , sopa , kamçı vuruyor , tokat , darbe indiriyor ve bu eller ona yaklaştığında çimdik , bükme ve burmayla canını acıtmaya kalkışıyordu . Gittikleri yabancı köylerde rastladığı çocukların , ellerini acıtmadan can yaktığını öğrendi . Hatta bir kezinde , emekleyen bir çocuk nere deyse gözünü çıkanıyordu . Bu deneylerden sonra , bütün çocuklardan kuşkulanmaya başladı . Onlara hoşgörü gösteremezdi . Uğursuz elle riyle yaklaştıklarında , kaçıp gidiyordu .
Her şeye hükmeden , bütün bilinmeyen ve akıl almaz güçlerin sahibi , canlı ve cansızların efendisi , hareket eden şeyleri buyruğu altına alan , hareket etmeyenleri harekete geçiren , yosun ve tahtalardan gü neş renginde , ısıran bir canlı yaratan varlıklardı onlar . Ateşi yapanlardı ! Tanrıydı onlar !
Beyaz Diş , kendisine gülündüğünü anlamıştı . İnsanlar kendisine güldüğü için utandı . Kaçtı . Ateşten yandığı için değil , içine işleyen ve duygularını inciten kahkahadan kaçtı .