“Tanrı, yıldızlarla oynayan bir çocuk.
Senin yıldızların kelimeler, söyle raks etsinler, alev saçlarıyla sonsuz bahçesinde hayallerinin.
Kelime ormanda uyuyan dilber; şair uzaklardan gelen şehzade.
Öyle seveceksin ki kelimeleri sana yetecekler.
Yıldızlar Tanrı’ya yetmiş mi?
Kelimeler benim sudaki gölgem, okşayamam onları, öpemem. Bir davet olarak güzel kelime ve dualarda muhterem.
Gönülden gönüle köprü, asırdan asıra merdiven.
Kelime, kendimi seyrettiğim dere. Kelime sonsuz, kelime âdem.”
“Güzel kitaplar yazar için bir son, okuyucu için bir davettirler. Suallerimize cevap vermezler. Birtakım arzular uyandırırlar bizde, iştiyaklarımızı alevlendirirler. Yazar sözünü bitirince şaşarak fark ederiz ki, hiçbir şey söylenmemiştir henüz…”
“Kitap her sualimizi karşılayamaz, doğru. Ama, hangi sohbetten doyarak çıkarız?”
“Bu kanma bilmeyen susuzluk insanın alın yazısı değil mi?”
“Şüphelerimizi, tereddütlerimizi arzın ve zamanın bütün büyük zekâları çözemezse, dar bir coğrafyanın ve hasis tesadüflerin karşımıza çıkardığı bir insan nasıl çözebilir?”
“Kitap denen uçsuz bucaksız okyanusta daima yeni keşifler yapmak kabil. Hangimizin irfanı, o sonsuz ‘belki’yle boy ölçüşebilir?”
“Hayatı anlamadan geçip gidiyoruz. Olgunlaşmak, kalbin daha hassas, kanın daha sıcak, zekânın daha işlek, ruhun daha huzurlu olması demek. İçlerinde böyle bir canlılık, böyle bir hayat coşkunluğu duyanlar, dünyanın biricik hâkimleridir. Bütün diğer hükümdarlıklar, bu saltanatın maddeleşmesi, fakirleşmesidir. Bir nevi tiyatro krallığı. Gerçek hükümdarlar ebediyen hükümdardırlar. Hazineleri yağma edildikçe zenginleşirler.”