(Spoiler içerebilir.)
Öncelikle bahsedildiği kadar güzel ve popüler olması boşuna değilmiş. Kitap, çevirmen olarak çalışan Raif Efendi etrafında şekilleniyor. İlk sayfalarda Raif Efendiyi toplumun dışlamış olduğunu düşünebiliriz ancak sayfalar ilerledikçe Raif Efendinin kendisinin, yaşadıklarının buna neden olduğunu anlıyoruz. Gerçi hayat hikayesini anlattığı kısımlardan da anladığımız gibi aslında kendisinin gençliğinden beri sakin, mütevazi, dünyadan uzak, herkesten farklı bir insan olarak yansıttığı ortada. Ancak bu sakinlik ve mütevazilik onda böyle birisi olduğu için beklentiye girmemiş bir hal kazandırıyor. Kendi halinde ve tek başına bir insan olarak sadece hayatının sonlanmasını bekleyen biri gibi görevlerini eksiksiz ve gerektiği gibi yerine getiriyor. Ancak iş arkadaşlarından birinin hayatına girmesi ve kendisinin artık ölüme yaklaştığını hissettiğinden olsa gerek tuttuğu defterden hayatının asıl anlam kazanan olayını ve Maria Puder'i öğreniyoruz.
Raif Efendinin cansız bir portreye karşı bu kadar duygu hissetmesi ve o kişinin gerçek olmasını hayal etmesi aslında ne kadar yalnız olduğunu ve kendisini kimseye anlatamadığını veya anlamadıklarını hissettiriyor. Portredeki kişiye o kadar bağlanmışken gerçeğini bile ilk başta fark etmemesi ise Raif Efendinin temiz sevgisinin bir kanıtı gibi.
Ve gerçek kişi Maria Puder, hayatta kimsenin karşılıksız sevgi beslemeyeceğine o kadar inanmış bir kişi olarak Raif Efendinin sevgisinin gerçekliğine inanmıyor. Ancak bir arada geçirdikleri aylar içinde büyük bir dirençle sevgiyi kabullenmese de hastalığından sonra Raif Efendinin o masum ve temiz sevgisinin, aşkının gerçekliğine inanıyor. Daha sonra Raif Efendinin ülkesinde döndükten sonra hep kendisini de yanına çağırmasını beklerken hayatı sona eriyor. Yıllar boyunca