"Eşref-i mahlûkat denen eşşek-i mahlûkat, kendini bir tek gözden ibaret sanan bir göz gibi Ömer Faruk. Böbrek sancısı tutsun bir, görelim bakalım o gözünden şimşekler çakıyor mu çakmıyor mu. Dişi tutsun veya migreni kudursun, bakalım bakalım, 'Aa, meğer ben tek parçaymışım. Hepsi benmişim meğer' Diyor mu demiyor mu. Sen bizim ev yandı sanadur. Yanan senin evindi aslanım."
"Kim bu çocuk? Yolda görsen acırsın hâline, karşıdan karşıya geçirmeye, bir çorba olsun içirmeye götürürsün, cebindeki bozuklukları önüne atıp geçersin, kim bu?"
"Her türkü başka bir şeye dönüşüyor, nota sese, ses vahye dönüşüyor, biz bambaşka birilerine dönüşüyoruz, kopuyoruz irtibatlarımızdan, adam oluyoruz, vâr oluyoruz, yok oluyoruz, hiç oluyoruz, hep oluyoruz, oluyoruz Allah oluyoruz."
"Hastalıklı durumu geçtiğinde son derece sağlıklı bir yorum getirebiliyordu buna. Bu anlar tam olarak bilincin aşırı güçlenmesiydi: yani kısaca söylenirse, kendi varlığının bilincine varmakla birlikte, kendini son derece yoğun ve doğrudan hissetmek..."
Sayfa 287 - Is Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu