Bazılarının sevdiği bazılarının sevmediği hatta yarım bile bıraktığı bir kitap. Anlamaya çalıştığınız şekilde okursanız kendinizden bir şeyler bulmaya bile gerek olmadan seversiniz. Kitap ilk önce Almancadan Türkçeye Gönülçelen adıyla çevrilmiş. Gönülçelen deyince aklıma bizim şarkıcı Teoman geldi. Tesadüf değilmiş. Teoman'ın kendi çocukluğundan izler taşıyan kitap başucu kitabıymış. Kendinden çok şey bulduğu için olucak Gönülçelen albümü de kitaptan izler taşıyor. Abd başkanı Kennedy'i öldüren ve daha bir çok suikastçi'da bu kitaptan etkilendiğini söylemiş. Belki de bu yüzden yasaklanan kitaplar arasında. Yasaklanmasinda bunun gibi sebebler olabileceği gibi asıl genç yaştaki insanların etkilenip sistem düşmanlığına yol açmasıymış. Şimdiki zamanda bizim ülkemizde okunması gereken 1001 kitap içinde yer alıyor. Yasaklar hep cazibesini korur zaten.
Neyse bu kadar laf salatası ve magazinden sonra kitaba gelecek olursak. Başta ta dediğim gibi bazıları bu kitabı sevmemiş. Hak ta verilebilir. Ancak bazı kitaplar size bir şey anlatılsın diye yazılmamıştır. Felsefî boyutları olabilir. O yüzden sırf anlamıyorum aman bu kitap ergen kitabı diye basite indirgemek ne kadar doğru olabilir? Kesinlikle okumalısınız. Yazar kitabın bir kısmını 2.dünya savaşı sırasında kaleme almış. Kendi hayatından çokça izler barındırıyor. Kitabın konusu ise basit anlatımla; 17 yaşlarında genç Holden'in okuldan kovulmasiyla başlayan üç gününü anlatıyor. Holden akıllı bir çocuk ve her şeyin farkında. Sistemler içinde bulunduğu kurallar ona hitap etmiyor. Tabi ergenliğin de etkisiyle etrafındaki insanları yeni yeni tanırken çocukluğun dayanılmaz sevgisini özlemini yaşıyor. Bunu kardeşlerini anlatırken anlıyorsunuz. Peki ya Çavdar Tarlasında Çocuklar? Kitabın bir iki yerinde geçen "Rastlarsa birine biri,
Nefha; 1) Hoş koku. Tatlı, esinti.
2) Kıyametın kopması, sûra yapılacak üfleyiş. Yazar Sezgin Kaymaz'a sorulduğunda kitabın konusu adının iki anlamını da kapsadığını söylüyor. Cennette bir sürü melek ve dört büyük kadim melegin olduğu cennet tasviri. Kitabı okumaya 6 Şubat Kahramanmaraş depreminden önce başlamıştım. Tevafuk olsa gerek. Kitabı okurken Mikail Meleği cennetteki küçük meleklere ders veriyordu. Küçük melekler kızdırsa da diğer Kadim Melek arkadaşlarıyla Mikail, sinirlerine hakim olmaya çalışıp yine derse devam ediyordu. Mikail meleğinin görevi dünyadaki hava olayları, afet vb. düşünülürse... Bu yaşadığımız depremde bu kitabı okumam da acayip bir tevafuk olsa gerek. Depremde hayatını kaybeden bütün vatandaşlarımıza Allah'tan Rahmet, yakınlarına baş sağlığı ve geride kalan onca insanımıza çokça sabır dilerken. Kitabın son vurucu alıntısıyla yazımı bitirmek isterim.
'Korkunçtu, ama daha korkuncu vardı. Âdem'in şen şatır kahkahası geliyordu.
"Gül bakalım sen, gül!" Dedi Inci hırıl hırıl.
"Şimdi senin zamanın."
Meleklerinse ağlama zamanıydı.
Ağladılar.'