Zaman zaman çevirip okuduğum Bilge Karasu’nun❤ “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı”, Türk edebiyatında kolay sınıflandırılamayan bir eserdir.
Ne tam anlamıyla bir roman, ne de klasik anlamda bir hikâye sayılabilir. Daha çok, insanın kendi iç dünyasında verdiği felsefi bir hesaplaşmanın anlatısıdır.
Yazar, Bizans döneminde geçen bir öykü kurgusunun içine, çağlar ötesine taşan bir insanlık sorgulaması yerleştirir. Merkezdeki karakter, keşiş Andronikos, yalnızca dinî bir figür değildir; aynı zamanda insanın kendi inancı, alışkanlıkları ve özgürlük arayışıyla hesaplaşmasının simgesidir.
Kitabın 38. sayfasındaki şu satırlar, eserin temel eksenini açıklar niteliktedir:
“Yeni inancı kabul ederse, ömründe bir kez daha söylenen, istenen, uyulması buyurulan, kendisini herkesle birleştiren şeyi yapmış olacaktı. Olacaktı ama bugüne dek inanarak yaptığı şeye tamamıyla aykırı bir davranışa da zorlayacaktı kendini…”
Bu cümleler, hepimizde zaman zaman yaşadığı gibi Andronikos’un yaşadığı içsel çatışmanın özünü oluşturur. Bir yanda toplumsal düzenin, dinin ve otoritenin buyurduğu inanç vardır; diğer yanda ise insanın kendi vicdanı.
Bilge Karasu burada inanç ile özgürlük arasındaki kadim gerilimi anlatır.
İnanç, insana aidiyet duygusu verir; ama aynı zamanda bir teslimiyettir. Özgürlük ise insanı bağımsız kılar, fakat onu yalnızlığa mahkûm eder. Andronikos’un “zorlayacaktı” sözcüğünü iç sesiyle defalarca tekrarlaması, bu gerilimin ruhsal ağırlığını duyurur. O, yalnızca Tanrı’yla değil, kendi alışkanlıklarıyla da savaşmaktadır.
Karasu’nun en çarpıcı tespitlerinden biri, inancın zamanla alışkanlığa dönüşmesidir. İnsan bazen Tanrı’ya değil, alıştığı ritüellere inanır.
Andronikos’un kendini “zorlaması”, bu alışkanlıkların zincirini kırma çabasıdır.
Bu yönüyle eser, yalnızca dinî inanç üzerine değil, insanın her türlü dogmaya ve koşullanmışlığa karşı verdiği sessiz başkaldırı üzerine kuruludur.
Karasu, bu başkaldırıyı bağırarak değil, sessizlikle anlatır. Çünkü bazen sessizlik, en derin isyandır. Andronikos’un iç hesaplaşması, dış dünyaya karşı değil, kendi içindeki otoriteye yönelmiştir. Böylece metin, inançtan çok vicdanın romanı hâline gelir.
Eserin ilerleyen sayfalarında Andronikos, yeni bir inancı kabul etmenin onu bir kez daha topluluğun parçası yapacağını anlar. Fakat bunu reddettiğinde de yapayalnız kalacaktır.
Bu ikilem, varoluşçu felsefenin merkezinde yer alan bir sorudur:
“İnsan, özgür olmayı mı yoksa huzurlu olmayı mı seçer?”
Bilge Karasu, özgürlüğü huzurun karşıtı olarak konumlandırır.
Özgürlük, bireyin kendini koruyan kabuğu kırmasıyla başlar; fakat o kabukla birlikte insanın ait olduğu sıcaklık da yok olur.
Andronikos’un sabahı, bu anlamda bir aydınlanma değil, bir iç akşamdır.
Eserin adı olan “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı” da tam olarak bu noktayı imler: İnsanın kendi iç karanlığıyla hesaplaşması, bitmek bilmeyen bir akşam gibidir.
Bilge Karasu’nun dili, alışılmış Türk roman dilinden çok farklıdır.
Cümleleri yoğun, şiirsel ve ritmiktir. Özellikle tekrarlar ve kesik ifadeler, karakterin iç dünyasındaki gerginliği okura doğrudan hissettirir.
Yazar, dış dünyayı anlatmak yerine iç dünyanın katmanlarını kazır.
Bu nedenle metin, okurdan dikkat ve sabır ister; çünkü her cümle bir düşüncenin değil, bir varoluş hâlinin izidir.
Karasu’nun dili yalnızca anlatma aracı değildir; düşüncenin kendisidir. Onun metinlerinde kelimeler birer fikir gibi çalışır.
Bu yönüyle “Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı”, Türk edebiyatında felsefi anlatının şiirle kesiştiği en özel örneklerden biridir.
Uzun Sürmüş Bir Günün Akşamı”nı okuyan biri, bir hikâye bitirdiğini değil, bir deneyim yaşadığını hisseder.
Kitap, inançla değil, sorgulamayla ilgilidir; Tanrı’yla değil, insanla konuşur.
Andronikos’un iç mücadelesi, her çağda, her insanın kendi vicdanında tekrar eder.
Bilge Karasu bize, insanın gerçekten özgür olabilmesi için önce kendine yalan söylemeyi bırakması gerektiğini hatırlatır.
Sonunda anlarız ki, Karasu’nun anlattığı akşam bitmez.
Çünkü o akşam, insanın kendi iç karanlığından geçip yeniden aydınlığa ulaşma çabasının adıdır.
Ve bu çaba (tıpkı kitapta olduğu gibi) uzun sürer.