Beklentimin büyük olduğu bir romandı Kazkafanın Kitabı. Konusu itibariyle çok şey vaadediyordu çünkü. 1950’li yılların başlarında Fransız taşrasında iki küçük kızın kitap yazma hikayesi, o karakterleri tanımak, arka planda dönemin panaromasına ait bir şeyler bulmak fikri heyecan vericiydi ve kitaptan beklentimi artırmıştı. Ve maalesef bu kitap beni pek de tatmin etmedi.
Kitaptan bana kalan his; bir olmamışlık, yavanlık hissi. Aslında tam olarak böyle demek de haksızlık olur zira kötü bir kitap değil. Ama olmamış, çok şey havada kalmış. Bi kere her şeyden evvel karakter derinliği çok zayıf. Metnin ritmi de aynı şekilde. Agnes ve Fabienne karakterleri biraz derinleşebilse, metin de ritmini bulabilir, bambaşka bir roman olabilirmiş aslında. Sonlara doğru (son 30-40 sayfada) Agnes’in dönüşüyle beraber daha farklı çözümlemeler okuyup karakterlerin o noktada derinleşeceğini ve hikayenin de bağlam kazanacağını düşünüp umutlanmıştım ama, olmamış maalesef.
Bazı yerlerinde güzel cümleler ve vurucu diyebileceğim tespitler var. Her şeye rağmen kötü bir kitap değil ama; ne yazık ki sonuç ortalamayı aşamamış bir kitap olduğu sonucunu değiştirmiyor benim açımdan.