Talep etmek” sabah uyanır uyanmaz zihnimde iki sözcük belirdi. Biz insanlar neyin talepkârı neyin hak sahibiyiz? Neyin emekçisi neyin sonucuyuz?? Bildiğim tek şey talep etme eylemini sevmediğim. Talep etmek zorunda bırakılmanın ağırlığını hissediyorum. Ya da ben bu zorundalığın emekçisiyim. İkinci seçenek daha çok içimi acıtıyor. Talep etmek zorunda bırakılmadım bu edilgen bir fiil değil bunu bizzat kendim etken olarak yaptım. Şimdi kime neden kızmalıyım ve ya kırılmalıyım. Kızgınlığım değil de kırgınlığım ağır geliyor . Ben galiba kendime kırgınım. Tahammül ettiklerime , talep ettiklerime, müsamaha gösterdiklerime ve tüm bu eylemlerin şahsı olan kendime kırgınım .
Kurduğum bağlantı teorik olarak ne kadar doğru tartışılır elbet. Ama maalesef ki somut gerçeklik olarak defalarca sağlaması yapılmış ve onaylanmış bir gerçek var ortada. Abraham Maslow’un “ihtiyaçlar hiyerarşisi” nde en alt sırada ‘fizyolojik ihtiyaçlar’ bulunur en tepede ise ‘kendini gerçekleştirme’. Bir birey karnı doymadan, barınma ihtiyacı karşılanmadan, saygı- sevgi ve bilme ihtiyacı karşılanmadan kendini gerçekleştirme aşamasına varamaz diyor Abraham Maslow. Tıpkı ihtiyaçlar hiyerarşisinde olduğu gibi toplumsal olarak toplumumuzun baş tacı ettiği ve en yüksek aşama olarak benimsediği “ namuslu insan” mertebesine!! sandığımız kadar kolay varılmıyor. Sözüm ona “ namuslu “ olmak istiyorsa bir birey önce vicdanlı sonra ahlaklı ve en son namuslu olabilmeye çabalamalı. Ve bu sizi büyük hayal kırıklığına uğratacaktır belki ama Maslow ihtiyaçlar hiyerarşisinde cinsiyet farkı gözetmiyor. Yani namuslu olma aşaması için bir cinsiyetin(erkek) bir kulaç atması gerekirken diğerinden(kadın) yüz kulaç atmasını beklemek sizi en başta vicdansız, sonra ahlaksız ve nihayetinde namussuz yapıyor. Geldiğimiz noktada önce vicdanlı, sonra ahlaklı ve nihayetinde namuslu bir nesil idealine ancak bu bilinçle varılır ve ancak bu bilinç için çabalarsak yürürken arkamıza bakmak zorunda kalmayacağımız yarınlar yaşarız . Kalemimden✍️📝
Acaba aşk, eril tahakküm yasasının yegâne fakat devasa bir istisnası ve sembolik şiddetin askıya alınması hali midir, yoksa bu şiddetin en üstün çünkü en incelikli ve en görünmez biçimi midir?
..kaçınılmaz olanla hayatın birleşmesi halinde toplumsal kaderin kendilerine biçtiği kişiyi sevilebilir bulma ve onu sevme halini aldığında, “aşk” adlı adınca olmasa da kabullenilmiş olan ve mutlu yahut mutsuz tutku içinde tanınıp bilinen bir tahakkümdür.