Kırkını geçtiği halde hayata tutunamamış bir memurun günden güne delirmesini ele alan kitap tam da kahramanın bir güzel delirdiği noktada sona eriyor. Dudaklarda küçük bir tebessüm bıraksa da ‘İspanya Kralı’na da acıyoruz okurken. Gogol bir yazar ne kadar trajikomik yazabilirse o kadar trajikomik yazmış tüm öykülerini.
Yazar iki farklı romanı bir ‘yazma’ üzerinden birbirine bağlayarak bir akış oluşturmuş ama aradaki fark yaklaşık dokuz yüz sene olunca çok farklı iki bölüm çıkmış ortaya. İlk bölüm yalan yanlış tarihi bilgiler içerse de gerçekten etkileyici bir üslupla yazılmış. İkinci bölümde ise sıkıcı bir İran Tarihi kitabına dönüşmüş kitap. Bunu yaparken de tarafsız kalamayıp ABD’yi İran’a demokrasi getirebilecek tek güç gibi göstermesi de tuz biber ekmiş. O noktadan sonra romanlıktan çıktı benim gözümde.
Titanik, İran, Nizamülmülk, Alamut, Ömer Hayyam... Beş romanda anlatılacak mevzuyu tek bir romana sıkıştırmaya çalışarak epey yoruyor okuyanı. Kitabın hacmi yarısı kadar olsa ve sadece Ömer Hayyam’ı anlatsa daha çok insan tarafından okunurdu bence.
Son olarak kitabın adının Semerkant olması da çok mantıklı gelmedi. Bence romanda şehirlerden çok kişiler önemliydi. İçeriğe daha uygun bir ismi olabilirdi sanki. Sonuçta yazarın seçimi, kitabın içinde hiç geçmeyen bir kelimeyi de isim olarak seçebilir.
Kitabı henüz okumamış olanlara tavsiyem dörde bölünmüş olan kitabın sadece ilk iki bölümünü okumaları ve tarihi bilgilerine çok da inanmayıp doğrusunu araştırmalarıdır.
SemerkantAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202574,7bin okunma