Bu ölümsüz klasikle ilk tanışmam, edebiyat ders kitabında Esmeralda’nın katedral önünde dans ettiği o büyülü sahneyle olmuştu. İçimde kalan o büyük merakı hiç unutamadım. Öyle ki, ilk staj paramı aldığımda kendime aldığım kitaplardan biri buydu. Sayfalarını açtığım an aldığım keyfi, o dünyadan tamamen kopup 15. yüzyıl Paris’ine ışınlandığım o büyülenme hissini tarif etmem imkansız.
Victor Hugo romanda muazzam bir zıtlıklar dünyası kuruyor. Toplumun saygı duyduğu Rahip Frollo’nun ruhundaki o zifiri karanlığı ve takıntıyı gördükçe; "canavar" dedikleri kambur zangoç Quasimodo’nun bir yudum su karşılığında gösterdiği o saf, çıkarsız sadakat karşısında boğazınız düğümleniyor. Yazar sizi dış görünüşlerin ötesine geçirip şu soruyu sorduruyor: Hangisi gerçek insan, hangisi asıl canavar?
Notre-Dame'ın Kamburu, kapağını kapattıktan çok sonra bile içinizdeki adalet ve merhamet duygusunu kurcalayan gerçek bir büyü.