Hepimiz insan olarak bizi sınırlandıran şeyleri iyi niyetli anne babalardan öğretmenlerden din adamlarından ya da başkalarından öğrenmişizdir. Nesiller hatta asırlar boyunca aktarılan bu yıkıcı kültürel öğretirlerin çoğu yaşamımızın içine o kadar işlemiştir ki artık bunların bilincinde bile değilizdir. Aynı şekilde zarar verici kültürel koşullanmaların doğurduğu acı hayatımızın o kadar önemli bir parçasıdır ki artık onun varlığını fark edemeyiz. Bu yıkıcı öğrenmenin farkına varıp onu yaşama değer katan, hizmet eden düşünce ve davranışlara dönüştürmek büyük bir enerji gerektirir. Böyle bir dönüşüm ihtiyaç okuryazarlığı ve kendimizle bağlantı kurma becerisi gerektirir; ama bunların her ikiside bizim kültürümüzün insanları için zordur. İhtaylarimizi fark etme konusunda hiç eğitim almadigimiz gibi,bir de üstüne,çoğu kez ihtiyaçlarımızın dibine varmamızı etkin bir şekilde engelleyen bir kültürel eğitime tâbi tutuluruz..
Limbik sistemimizin bir parçası olan ve beynimizde
yer alan amigdala, orijinal travmaları ve korku reaksiyonları-
nı zaman, tesir ya da büyüyüp gelişme ve güç kazanma gibi
herhangi bir bağlama oturtmadan depolar. Bugünün tetikle-
yicilerinin bize kendimizi çocukluktaki gibi güçsüz hisset-
tirmesi bu yüzdendir. Zorluklarla baş etmemizi sağlayacak
iç kaynaklara sahip olduğumuzu unutur ya da amigdala yö-
netimi ele geçirdiği için beynin bu kaynaklarla ilgili bölgesi
çevrimiçi olmadığından onları kullanamaz durumda oluruz.
Örneğin, bazen tetiklendiğimizde konuşamaz hale gelebilir,
aptallaşabilir ya da hissizleşebiliriz. Amigdalamız akıl yürüt-
me becerimizi askıya almıştır. Daha sonra zihinsel gücümüz
geri geldiğinde kendimize kızarız. "Orada şunu söyleme-
liydim" diye düşünürüz. Ne var ki limbik sistem tarafından
etkisizleştirildiği için o sakin düşünme sürecine erişmemiz
mümkün olmamıştır. Tetikleyiciler sempatik sinir sistemini
etkinleştirir. Kaçmaya, savaşmaya ya da donup kalmaya yön-
lendiriliriz. Olaya stres hormonları da dahil olur. Üstelik tüm
bunlar kontrolümüz dışında vuku bulmaktadır. İşte güçsüz
hissetmek için bir neden daha.
Günümüzde nörobiyoloji -özellikle de nöroplastisite- araş-
tırmaları sayesinde, bizi güçsüz bırakan örüntüleri değiştir-
mek üzere nöral yolaklarımızı yeniden programlayabilece-
ğimizi biliyoruz. Prefrontal korteks, olaylara karşılık vermek
için sağlıklı yollar bulma kapasitesine sahiptir. Bu sayede ani,
mantıksız ve plansız tepkilerin insafına kalmaktan kurtulma
şansı yakalıyoruz. Öte yandan, yeni nöral örüntüler oluşturur-
ken tepki verme dürtümüz hemen ve kolayca ortadan kalk-
maz. Spiritüel çalışmalarımız da bir şekilde işe yarayabilir;
ama onlar bile limbik tepkilerimizi tamamen ortadan kaldı-
racak kadar güçlü değildir. Dolayısıyla