Sevda Çeler

Örtülü bellek devreleri bebeklik ve çocukluk deneyimleri￾nin nörolojik izlerini taşır. İçlerinde bu deneyimlerin duygusal içerikleri kodlanmıştır ancak duyguları uyandıracak olayların ayrıntılarının olması gerekmez. Bunun en az üç nedeni olabilir. İlk olarak, beyin gelişimiyle ilgili bölümlerde gördüğümüz gi￾bi, bebeğin insanlarla ilk etkileşimleri, çevreye dair bilinçli far￾kındalığından çok duygulara dayanır. İkincisi, açık belleği kod￾layan veya hatırlayan beyin yapıları, örtülü belleğe dahil olan￾lardan daha geç gelişir. Üçüncüsü, duygular, ilk neden olan olay￾lar ortaya çıkarken bile ilişkisi kesilmiş veya bastırılmış olabi￾lir. Örtülü belleğin kodlanması veya tetiklenmesi için bilinç­ li bir farkındalık gerekli değildir. Bir ses tonu veya bir başkası­ nın gözlerindeki bir bakış, güçlü örtülü anıları harekete geçire￾bilir. Bu tür bir hafızayı yaşayan kişi, zihnini ve bedenini kapla￾yan duygulardaki acelenin gerçekten neyi temsil ettiği konu￾sunda tamamen karanlıkta kalarak, şu anda bir şeye tepki verdi­ ğine inanabilir. Örtülü bellek, insan davranışlarının çoğundan sorumludur, çalışmaları daha etkilidir çünkü bilinçsizdir. Ken￾dimizi bizi bunaltmış gibi görünen duygulara kaptırdığımızda, muhtemelen örtülü belleğin alanındayızdır - kendimizi duy￾gulardan oldukça kopmuş bulduğumuzda olduğu gibi. Daniel Schacter, "Geçmiş deneyimlerin örtülü etkileri duygusal tep￾kilerimizi, tercihlerimizi ve eğilimlerimizi şekillendiriyor - ya￾ni kişilik dediğimiz şeyin temel unsurlarını" diyee yazıyor. "[ ... ] Benlik ve kimlik algımız geçmiş hadiseler ve otobiyografik ol￾gular konusunda açık belleğe hayli bağlıyken kişiliklerimiz da￾ha çok örtülü bellek süreçleriyle bağlantılıdır."
Sayfa 255·Kitabı okudu
Reklam
Durum şiddetli olmadığı sürece, gencin ne yaptığını onay￾lamasak bile, özerklik verdiğimiz bölgelere izinsiz giriş yapma￾maya da dikkat edilmelidir. Başarısızlıkları özgürce verdiği ka￾rarların sonucu olan bir kişi, eylem ve tepkileri başkalarının ta￾leplerine boyun eğmekten veya onlara direnmekten kaynakla￾nan birinden çok daha fazla sonuçlardan ders alma yeteneğine sahiptir. Sonunda bu genç erkek ve kadın dünyada kendi birey￾sel yolunu bulmak zorunda kalacak. Onları kendi hatalarından kurtaramayız, kurtarsaydık da bir işe yaramazdı. DEB'li gencin ebeveynlerine, acıyana kadar dillerini ısırma pratiği yapmaları­ nı tavsiye ederim - ve bazen biraz acıttığını doğrulayabilirim. On yedi yaşındaki bir çocuğun annesi, "Ama ev ödevini yaptır￾mazsam oğluma öz disiplini nasıl öğreteceğim?" diye sordu. "öğretmeyeceksiniz" dedim. "Bu aşamada ona baskı ya￾parak öz disiplini öğretemezsiniz zaten. Onu disiplinli olmaya zorlayabilirsiniz fakat bu en iyi ihtimalle geçici bir durum olur ve buna da öz disiplin diyemeyiz. Onun özerkliğine saygı duy￾mamız en azından içinde öz disiplinin gelişebileceği bir alan açabilir.
irade, psikolojik kas gibidir" diyor, Gordon Neufeld. Ebe￾veynlerin çocuğun iradesini geliştirmek için doğrudan yapa￾bilecekleri, çocuğun kaslarını büyütmek için yapabileceklerin￾den daha fazla değildir. Yapabilecekleri şey, yetiştirmeyi, doğ­ ru koşulları ve uygun yönü sağlamaktır. Kaslar gibi, iradenin de büyümek için egzersize ihtiyacı vardır. Dr. Neufeld, "Ebeveyn￾ler çok fazla egzersiz sunabilir" diyor. "Egzersiz temelde seçim yapmaktır -irademizi bu şekilde eğitebiliriz." Ebeveynler, çocuğun özerkliğini desteklerlerse bencil, baş­ kalarına karşı umursamaz olarak büyüyebileceğinden endi­ şe edebilir. Bu yaygın bir korku olsa da temelsizdir. Çocukla￾rın vahşi yaratıklar olduğu, herhangi bir yolla evcilleştirilme￾si gerektiği gibi tamamen hatalı bir görüşe dayanmaktadır. Di­ ğer insanlarla bağlantı kurma ve uygun insan etkileşimlerini öğrenme, sosyal bir yaratığa dönüşme sürecine sosyalleşme de￾nir. Çocukların sosyalleşmek için eğitim almalarına gerek yok￾tur. Temel bir insan dürtüsü olduğu için, kendi temel ihtiyaç­ larımıza saygı duyulursa doğal olarak bağlanma ve şefkat geliştiririz..
DEB'de duygusal hipersensitivite psikolojik azgelişmiş­ lik ile bir aradadır. Çocuk -veya bu durumda yetişkin- psikolo￾jik olarak ne kadar zayıfsa, karşıt irade o kadar otomatik ve ka￾tı hale gelir. Güçlü bir bilinçdışı savunması, zayıf, gelişmemiş bir iradeye işaret eder. Bu da DEB kişiliğinde içsel görünen - ama sadece görünen- muhalif tavra yansır. Güçlü bir savun￾ma sadece ortada bir tehdit olduğu için vardır ve çocuk sadece güçlü bir benlik duygusu yeterince gelişmediği için tehdit al￾tında hisseder. Yani, sorunun temeli çok güçlü olmaktan ziya￾de, benliğin iç çekirdeğinin, gerçek iradenin gelişiminin engel￾lenmiş olmasıdır. Bu yüzden inatçı, iradeli ve benzeri çeşitli ya￾kıştırmalar güçlü bir iradeye değil, bir kişinin eksikliğine işaret eder. Duygusal olarak kendine güvenen bir kişi otomatik olarak muhalif bir tutum benimsemek zorunda değildir. Başkalarının onu kontrol etme girişimlerine karşı koyabilir ancak bunu sert ve savunmacı bir şekilde yapmaz. Eğer bir şeye karşı çıkarsa, bu onun gerçek tercihlerinin ne olduğuna dair güçlü bir histen do￾layıdır, düşüncesiz bir refleksten değil. Karşıt irade tarafından yönlendirilmeyen bir çocuk, ebeveynin vereceği bir tavsiye ya da fikir belirten bir ifadeyi otomatik bir şekilde denetim kont￾rolü olarak algılamaz. Ruhunun derinliklerinde kayıtlı olan bu iç çekirdek, benliğin çekirdeği hakkında bir güvenirlik duygu￾sudur, bu yüzden ezilmeye karşıt iradeyi savunmak için bir ge￾reklilik yoktur. İçinden bir ses ona güven verir: Başkasının ne düşündüğünü dinlesem bile ya da başka birinin yapmamı iste￾diği şeyi yapsam bile hala kendim olarak kalabilirim. Kimliğimi kaybetmeyeceğim, bu yüzden direnişle kendimi korumak zo￾runda değilim. İşbirliği yapmaya gücüm yeter. Bunu göze ala￾bilirim. Buna karşılık, azgelişmiş bir benliğe
Efsane 4: Yetişkinin Sinirli ya da Gergin Olmasının Nedeni DEB'li Çocuğun Davranışlarıdır Öfke, kaygı, ümitsizlik. .. Hepsi insanlar için normal olan duygu durumlarıdır. Bireysel geçmişlerimizi ve mizaçlarımızı yansıtan oranlarda her birimizde mevcutturlar. Deneyimleye￾bileceğimiz sıkıntılı durumlardır bunlar. Ne zaman bunlardan birini hissetsek başkasını suçlamak çok caziptir. DEB'li bir ço￾cuğun ebeveynleri genellikle kızgın ve üzgün olur. Ebeveyn ço￾cuğa acele etmesini söyler; çocuk ayak sürür ve hatta küstahça bir şey söyleyebilir. Ebeveyn öfkeye doğru uçar ve öfkesinin ço￾cuğun davranışından kaynaklandığını hayal eder. Çocuk yaptıkları için değil, ebeveynin yaşadığı nahoş duy￾gular için cezalandırılır. Gerçekte, çocuk ebeveynin öfkesine neden olamaz. Yanlışlıkla tetiklemiş olabilir ancak ne ebevey￾ndeki öfke kapasitesinden ne de tetikleyicinin varlığından so￾rumludur. Ebeveyn onları çocuk doğmadan önce edinmiştir. İş­ birliğinden uzak davranış biçimi çocuğa ait olabilir ancak öfke ebeveyne aittir. Ebeveynin çocuğun erteleme yaklaşımına ve￾rebileceği birçok potansiyel tepkiden sadece bir tanesidir bu. Aslında daha sonra bunu düşündüğünde, tepkisinin uyaranla oldukça orantısız olduğunu fark eder. Başka bir gün, daha iyi uyumuş olsaydı örneğin, belki de düşmanca olmayan bir sabır￾sızlıkla, hafif bir sıkıntıyla, hatta muhtemelen mizahi bir yakla­ şımla oldukça farklı tepki verirdi. Ebeveynlerin, duygusal tepkilerinin işlevselden işlevsiz olarak adlandırılabileceklere kadar geniş olan yelpazesinin far￾kında olmaları gerekir. Daha sonra, çocuğun ne yapmış veya yapmamış olabileceğine bakılmaksızın, çocuğun nasıl hissetti­ ğiyle ilgili olarak sorumluluk alması konusunda ısrar etme ola￾sılıkları çok daha düşüktür. Ebeveyn çocuğa verdiği tepkilerin kaynaklarını kendi içinde
Reklam