Peygamberimiz(s.a.v) buyurur ki:”Kulun işlediği her iyiliği kıyamet günü teraziye koyarlar.Ancak “Lailâhe illallah “ kelimesini koymazlar.Zira eğer onu teraziye koysalar, yedi kat gök,yer ve onlarda mevcut olanlardan ağır gelir.”
…Rendekâr, düşünüyor olmasından var olduğu sonucunu çıkarıyor.Ben de düşünüyorum, dolayısıyla varım , ama kimim?Galata ‘da , Yelkenci Hanı bitişiğinde ikamet eden Uzun İhsan Efendi mi, yoksa bugünden tam üç yüz sekiz yıl sonra ,sözgelimi İzmir ‘de oturan mahzun ve şaşkın adam mi?Hangimiz düş ve hangimiz gerçek? Düşünüyorum, o halde ben varım.Düşünen bir adamı düşünüyorum ve onun ,kendisinin düşündüğünü bildiğini düşlüyorum.Bu adam düşünüyor olmasından varolduğu sonucunu çıkarıyor.Ve ben, onun çıkarımının doğru olduğunu biliyorum.Çünkü o,benim düşüm.Varolduğunu böylece haklı olarak ileri süren bu adamın beni düşlediğini düşünüyorum.Öyleyse, gerçek olan biri beni düşlüyor.O gerçek ben ise bir düş oluyorum…
..gözlerini kapattığında gördüğü karanlığın ne olduğunu sordu..
-“Şimdi beni iyi dinle .Üzerindeki cübbe nasıl ki yünden meydana geliyorsa,müzikte aynı şekilde sessizlikten meydana gelir.İşte içinde yaşadığın dünya da ,bu şekilde hiçlikten yaratıldı.Ama hiçliğin öteki adı olan boşluğun bir parçası artmıştı .Bu parça ikiye bölündü ve birisi,boş bir levha olarak sana verildi.Senin gördüğün karanlık işte bu levhadır.Boş olduğu için onda elbette ki ışık yok,böylece sen levhada karanlığı görüyorsun.Ama dünyanın yaratıldığı boşluğun bir parçası olan bu karanlıktan sen , düşler yaratıyorsun.”
…Yeşil uyku şurubunu avludaki ceviz ağacının dibine dökmeyi ihmal etmedi.Ertesi yıl mahalledekiler, bu ağacın cevizlerinden yiyen çocukların haşaratlıktan vazgeçerek gece yarısı uyanıp zırlamadıklarını keşfedeceklerdi. Sonradan ünü bütün Konstantiniye’ye yayılacak olan bu ağaç ,yiğit bir nesil yerine uykucu bir gençliğin yetişmesine sebep olacağı korkusuyla padişah fermanıyla kesilecekti…
“Galiba beni o ağacın ceviziyle büyüttüler dmndnssmmd”