Ağacın geçirdiği başkalaşımları kollamak, bakışlarını sağına soluna yıldızdan işaretlerin dikildiği düşsel yollarda dolaştırmak, tanyeri ağarırken yağmur suyu içmek, geceleyin sisi ciğerlerine doldurmak, gökyüzüne açılan kare biçimindeki pencerede, saksıda yetişen bitkilerin, dal resimlerinin önünde kendi kendinle buluşmak, böyle şeylere vakit bulamayan kişilerden ayrı yapıyor insanı. Ayrı, ama daha iyi değil. Ancak, ondan sonra ömür boyu, ayağına köstek olan coşku ve duygulanımlarla yüklü oluyorsun ve her olay, bir çiçek dürbününden bakıyormuşçasına, sağa sola çekiliyor, biçimi bozuluyor, bin bir renge giriyor, yeniden biçimleniyor.