Ağacın geçirdiği başkalaşımları kollamak, bakışlarını sağına soluna yıldızdan işaretlerin dikildiği düşsel yollarda dolaştırmak, tanyeri ağarırken yağmur suyu içmek, geceleyin sisi ciğerlerine doldurmak, gökyüzüne açılan kare biçimindeki pencerede, saksıda yetişen bitkilerin, dal resimlerinin önünde kendi kendinle buluşmak, böyle şeylere vakit bulamayan kişilerden ayrı yapıyor insanı. Ayrı, ama daha iyi değil. Ancak, ondan sonra ömür boyu, ayağına köstek olan coşku ve duygulanımlarla yüklü oluyorsun ve her olay, bir çiçek dürbününden bakıyormuşçasına, sağa sola çekiliyor, biçimi bozuluyor, bin bir renge giriyor, yeniden biçimleniyor.
Hayatta yapılan en iyi işlerin çoğu, gidecek hiçbir yeri, harcayacak hiçbir zamanı olmayan, çaresizlik kelimesinin anlamını gerçekten kavramış olan insanlar tarafından yapılır. Bu insanlar, risk ve kâr hesaplarının ötesine geçmiştir, geleceği düşünemezler, hayatın okları şimdiki anın üzerine yönelmiştir. Bir uçurumun kenarına getirildiğiniz zaman, ya düşersiniz ya da havalanıp uçarsınız. Ne kadar olasılık dışı görünse bile yakalayabildiğiniz her umuda, basmakalıp bir söz olacak ama karşınıza çıkan her mucizeye yapışırsınız. Demek istediğim, her şeye rağmen hayata sarılırsınız.
“Oraya vardığımıza ne olacak diye düşünmüyor musun? Sandığımız kadar güzel olmazsa diye korkmuyor musun?”
“Hayır,” dedi Anne hemen. “Hayır, korkmuyorum. Korkamazsın öyle şeyden. Bende korkamam. Fazla olur… birkaç hayatı birden yaşamak gibi. İlerde belki yaşayacağımız bin hayat var daha. Ama her birinin sırası geldiğinde, bir tane olacak karşımızda. Şimdiden kalkıp hepsine birden varmaya kalkarsam çok fazla olur. Sen biraz ilerde yaşamayı göze alabilirsin… hatta buna mecbursun… çünkü gençsin. Ama benim için mesele, şu sürüp giden yoldur.”
“Çünkü geçmiş bir insanı kuran değil, yıkan şeydir. Daha doğrusu bir yandan kurarken bir yandan yıkar. Hep bir savaş hali... Kapısız penceresiz binalar, devrilmiş sokak lambaları, yerlerinden fırlamış kaldırım taşları, bir enkaz olarak insan hayatı. Evet büyüyemedik ama çocuk da kalamadık. Bir enkazız yalnızca.”