Tabii ki korkuyordum. Bilmediğim bir ülkeye gidip siper kazacak ve bir yabancı beni öldürmeden önce mümkün olduğunca çok yabancı öldürmeye çalışacaktım; böyle bir şeyden korkmamak için aptal olmak lazımdı. Yalnızca bir ruh hastasının yapabileceği türden bir işti bu.
Zihnim çok meşgul olmasına rağmen, bazen ben de söze karışmaya kalkışıyordum. O zaman avukatım, 'Siz susun, davanız için böylesi daha iyi." diyordu. Yani, bu davanın benim dışında görülür gibi bir hali vardı. Her şey ben karıştırılmaksızın olup bitiyordu. Kaderim, bana fikir sorulmadan belirleniyordu.
Uygarlığın insanların duygularının çeşitlerini çoğaltmaktan başka bir işe yaradığı yok. Oysa duyguların çeşitlenmesiyle bir de bakıyorsunuz ki, insanlar kan dökmekten daha çok hoşlanıyorlar. Bunun birçok örneği var. En ustalıklı, en incelikli cinayetlerin çoğu kez kültürlü ve aydın kişilerce işlendiğine hiç dikkat ettiniz mi?