“Senden nefret ediyorum,” deyip dönerek yolun tersinden ilerledim.
Arkamdan, aramızda on adım kala, “Bakalım ne kadar küs kalabileceksin!” diye bağırdığında durup ona döndüm.
Açık kumral saçları güneşin ışığıyla sarı gibi duruyordu. Mavi gözlerini güneşten dolayı kısmıştı.
“Unuttun sanırım. Küslüğe dayanamayan sendin, küs kalabilense ben!” onun gibi bağırarak söylemiştim. Sözlerimle gülümsedi ve tekrar bağırdı:
“Demek ki çok seven bendim, az seven de sen!” Ağrıma gitmişti bu sözü. Onun yerinde başka biri olsaydı, belki Erdem veya Baran olsaydı, belimdeki silahla alnının çatından vururdum. Anlayamadığı tek şey, o yirmi yılda en az benim de onun kadar çocuk olduğumdu.