"Senin gibi sarı saçlı, beyaz tenli olan minik mi minik bir şey..." Son söyledikleri kalbimde şiddetli bir çarpıntı oluşturmuştu. Yanaklarım pembeleşirken bu durum oldukça hoşuna gitmiş olmalı ki gözleri kısılacak şekilde gülmüştü. Gülüşü bulaşıcı gibiydi, ben de güldüm. Ama hâlâ utanıyordum; eteğimin üstüne gelen çimeni elimle ittim.
O da önüne dönüp hikâyeyi anlatacaktı ki aklıma gelenle Sezar’a döndüm. Kafamı kaldırmıştım.
"Beni güzel yapan saçlarım ve tenim mi?"
Ben gözlerimi dikmiş bakıyorken o, yumuşak bir ifadeyle baktı:
"Seni güzel yapan tek bir şey yok, sen tamamıyla güzelsin."
Kalbim, normal ritmini unutmuşçasına değişik bir tempoyla atmaya başlamıştı.
"Yaa, gerçekten mi?" Sesim abartılı bir biçimde cilveli çıkmıştı. "Buzdolabı Lavin" beni bu halimle görse taşlayabilirdi.
"Gerçekten," dedi ve konuşurken kafasını onaylar şekilde salladı.
"Tamam, devam et," dedim ve tekrar kollarımla sardığım dizlerime yaslandım.
"Emrin olur," dediğinde tekrar sırıtmaya başlamıştım.