Sayısız gece geçti, sayılan her bir nefesle,
Ruhunu hapsetti dünya, o paslı, dumanlı kafesle.
Ölüm bir kurtuluşsa eğer, yaşam en ağır borçtu,
Oysa çocuk o uykuda, her gece kendini yordu.
Şimdi camdan bir mabet, çamurun üstünde durur,
Yalanlar her köşe başında, hakikati vurur.
Yabancı bir kan çağırır, en büyük günahına,
Güneş sızmaz artık bu kalbin, o buzdan sabahına.
İpek örtüler dindiremez, ruhun morg soğuğunu,
Kristal kadehler doyurmaz, gönlün açlığını, tokluğunu.
Bir fırtına gizlenir şimdi, o çocuksu boyunda,
Asıl hamle başlıyor, bu bin bir türlü oyunda.
Seni bir yaz gününe benzetsem mi?
Daha güzelsin, daha dingin.
Mayıs’ın nazlı tomurcuklarını sert rüzgârlar sarsar,
Yazın kirasıysa pek kısa sürer.
Bazen göklerin gözü yakar fazlaca,
Bazen altın yüzü kararır güneşin;
Her güzel, bir gün güzelliğinden eksilir,
Tesadüfle ya da doğanın değişen yoluyla.
Ama senin sonsuz yazın solmayacak,
Sahip olduğun o güzelliği yitirmeyeceksin;
Ölüm bile övünemez gölgesinde dolaştığınla,
Çünkü zamanla büyürsün bu ölümsüz dizelerde.
İnsanlar nefes aldıkça, gözler gördükçe,
Bu şiir yaşar — ve sana hayat verir.
William Shakespeare – Sonnet 18 (1609)
— İnsanları sevmiyorum.
— Neden?
— Benciller.
— Sen değil misin?
— Sanırım ben de bencilim.
— Biliyor musun? Eskiden insanların huylarının vücutlarındaki kan miktarına göre olduğu söylenirdi. Keşke bu söylem gerçek olsaydı.
— İnsanlardan kan mı çekecektik iyi olsunlar diye?
— Belki de kan verirdik.
— Nasıl yani?
— Bazen bir şeyler vermeliyiz Lavin. Ağaç bile su olmadan, güneş olmadan meyvesini vermez. Fedakârlık yapmazsan, kimse bir şeyleri senin için feda etmez. İnsanlar bencil değildir; çünkü tüm insanlar bencildir.
"Kulağa garip gelecek ama güzeldi; karşımdaki tozlu duvarlar, bu kırık camlar bile güzeldi. İçimden kopan bir yansıma gibi hem çok net, hem çok keskin, hem de oldukça naifti bu görüntü. İnsan en çok benzediği yerlerde ait hissediyor kendini; ben o karmaşık hengameye aitim."