Kalbim, aynı bu yağmurlu havalar gibiydi. Bulutlardakı yağmur damlaları gibi, ağırlık yapan ve çıkmak için can atan bir yük vardı üzerimde. Ama ne yazık ki ben bulut değildim, atamıyordum onu.
Tadı tuzu bulunmayan bu hayatın içinde bir telaş yaşarken bir gün illaki gelecek olan, kaçamayacağımız, yaşamı yitireceğimiz o anı düşünüp duruyorum. Ölüm dediğimiz bu anın, zaman zaman yaşamaktan daha huzurlu olduğuna inanmadan edemiyorum. Öyle anlar geliyor ki, ölümü insanların ulaşabileceği en yüksek mertebe olduğuna inandırıyorum kendimi. "Ölüm, yaşamdan daha saygındır," sözcükleri zihnimin içinde dolanıp göğsümü delip geçiyordu.