Toptaş'ın ilk okuduğum kitabıydı Heba. Aslına bakarsanız kitapdaki bölümler ve bölümlerdeki olaylara yabancı kalmış gibi hissediyordum anladığımdan emin olduğum halde tam anlayamadığımı hissederek okuduğum bir kitapdı. Toptaş'ın namının gerçekden abartılmadığını ve bu namın fazlasıyla yerinde olduğunu idrak ettim Hebadan sonra. Dili gerçekden çok sade ve anlaşılır. Romandaki konular sarmaşık gibiydi ve ben kitabın sonunda bu sarmaşıkların tek bir kökten geldiğini anladım. Yazarın kendine özgü bir tarzı olması onu daha da özel kılıyor sanırım.
Kitaba gelecek olursak, Ziya ve Kenan'nın dostlukları, Kenan'ın ona olan mahcubiyetinin okuyucuya yansıtılmasında bir gram bile abartı veya eksiklik yoktu. Ucu ucuna denk düşmüş yazarın yazdığı şeylerin gerçek hayatla uyuşması. Kenan'ın hal ve davranışları, düşünce yapısı ve yoğunca birikmiş mahcumiyeti bir köy insanın asıl ruhu. En çok dikkatimi çeken iki kısım vardı kitapta; birincisi Ziya'nın askerliğinin anlatıldığı bölüm: Burada sınır karakollarının yaşadığı hadiseler ve oradaki askerlerin psikolojisinin eksiksiz anlatılmasıydı. İkincisi ise köy hayatındaki insanların davranışları ve düşünce şekilleri; Köydeki her telden insanın uzunca yer kaplamayarak anlatılması, köylerde yapılan düğünler, köy insanın köye gelen yabancıyı benimseyememesi, insanların birbirine yakın olduğu halde birbirlerine karşı büyük iftiralarda bulunmasıydı. Ayrıca Kenan'ın ve Ziya'nın ölümünün katlanılmaz üzüntüsüyle muhteşem bir sonu vardı.