Okunması kolay olmasa da, Nobel ödülünü neden aldığını anlamanın zor olmadığı bir kitap. Bir yanda elindeki silahları ve yemeği kullanarak aç olan gruptan kadınlarını isteyip tecavüz edebilecek bir grup, öte yandan aç kalmamak uğruna kadınlarını bir çeteye vermeyi kabul eden başka bir grup aslında insanların hayvanı ihtiyaçları sözkonusu olduğunda toplumsal etik ve ahlak normlarını nasıl da görmezden gelebildigini gösteriyor. Yüzlerce körün arasında gören tek bir kişinin bunu gizleme gayreti ise gören gözlerinin suistimal edilmesi korkusu, diğerleri tarafından nefrete maruz kalma kaygısı içeriyor. Kitap özellikle yazıldığı dönem baz alındığında daha da dehşete düşürecek sahneler seriyor gözlerimizin önüne. Kimse gormediginde aslında ne kadar da ilkel olabildigimizi, hep beraber mağdur olduğumuzda bile sistemle değil de birbirimizle mücadele ettiğimizi gösteriyor kitap.
İçimize böyle, herkesin kendine göre bir Hamlet'i girdiği zaman, yalanlara pek yakınızdır. Şu dakikada iki çift güzel söze yalan da olsa, inanabiliriz. Demek bu hal insanın çok akıllı olduğu an değil. Aptallık, delilik anıdır da diyemiyorum. Bu an usturanın üzerinde durma anıdır. Bir nevi sırat köprüsü.
Kalbinin kapılarını aç ki yaralanmışlara bir sığınak olsun. İçine yerleşeceğin bir “sevgi yuvası” arıyorsun madem, sevgiye susamışları içine almakla orayı güvenli bir yurt, barınak kıl.