"En ağır vakalarda," diye yazıyor, "kendi kalbine sürgün edilmiş, geçmişinden kopmuş ve bir geleceği olmayan öznenin çölleşmesine sıklıkla bedenin şeyleşmesi eşlik eder." Bu açıklamaya göre, "en ağır vakalar" aslında işlemsel veya travmatik durumdaki hastaların ruhsal işleyişine yakın bir ketlenme halindedirler. "Kendilerinden ve hikâyelerinden mahkum bırakılmış, içi boşalmış bu erkekler ve kadınlar, yüzeysel işlevselliğin veya boş konuşmaların ötesinde artık hiçbir şey talep etmez ve fiziksel acının doruk noktasına kadar kayıtsız görünürler. Bu durum, varlığı bulunamayan bir acının olup olmadığını sorgulanmaktadır."
ben buraya döneli, düşeli ben buraya, savrulalı
on takvim eskittim, kopara kopara etimden
ben dinledim kuşları, otlar bana sarardı
nehir benden döküldü hiçliğin ortasına
uykumun taşlarını gelincikler boyadı
ben buraya geleli, küseli ben buraya, ağlayalı
on mevsim ekledim zamanın surlarına
ben seyrelttim dağın uğuldayan sesini
incelip kırılan sabrımın pencerelerinde
sarısabırlar büyüttüm, saksılarım yetmedi