"Madam Michel'de kirpinin zarafeti var: Dışardan dikenlerle zırhlı, tam bir kale, ama bence içinde kirpiler kadar doğrudan bir rafinelik var. Onlar haksız yere duyarsız, uyuşuk görülen, şiddetli oranda yalnız ve korkunç bir şekilde zarif hayvanlar."
Bazı şeylerin hayatımızdaki konumunu ancak o şeylerin tanımını yaptıktan sonra belirleyebiliyoruz ve fark ediyoruz ki aslında ne kadar da değer veriyormuşuz ya da verebilirmişiz onlara.
Kirpi benim için dışarıdan tamamen dikenliyken, küçük ayaklarıyla dikenlerinin keskinliğinin ve düzlüğünün tersine olabildiğince yuvarlak ve tombiş gövdesini taşımaya çalışan küçük ve mutlu bir hayvandı. Zarifliğine ve yalnızlığına hiç bu kadar dikkat etmemiştim. Hele de yalnızlığına...
Sessizliğinin arkasına sığındığını hissedebiliyordum fakat sessizliğini kendisinin bir parçası sanmıştım. Yanılmışım. Tamamen kasıtlı bir oyunun parçasıymış bu özelliği.
Yaşanmışlıklarının, kırgınlıklarının, korkularının, özlemlerinin, gerçekleşmeyen hayallerinin, hayal dahi edemediklerinin, avuntusunun ve zarafetinin sonucuymuş oysaki.
Kendini o basit ve tek sığınağı sanat dolu olan hayatında mutlu olduğuna inandırmak istemiş. Ama ya sevilmek... Bir gün... Aniden... Öylesine, olduğu gibi, tüm zarafetiyle. Fark edilmek, bir başkası tarafından ve önemsenmek; bütün farklılıkların, statülerin ve dedikoducu, yadırgayan bakışların ardından. Ama tereddüt etmiş yine de gerçek mutluluğa adım atmaktan. Onun için o kadar ani ve absürd ki.
Dikenlerinin arkasından tekrar hayata dönmek yüzünü, hem tehlikeli hem de heyecanlı. Ve bir söz: "Siz kardeşiniz değilsiniz."
Ve son anda hissedilen sadece mutlu anlar, mutlu anılar, değer verilen insanlar... Dikenlerin ardına geçebilen dostluklar.