Bu dünya böyle bir yer işte. Nereye baksan muamma.
Bu dünyada sır var esrar var. Sırr-ı esrar var.
Bu dünyanın sırrını çözen var var çözmeyen var. Çözmeye kalkıp da altından kalkamayanlar, Ebu Cehil dağ olsa, onu aşıp da bir yamacın sırtında sendeleyenler var.
Nice şifa dağıtıp kendine derman olamayan hekimler, içi dışı ayrı hilebazlar, ateşbazlar var. Kendini sarraf sanan kalpbazlar, elifi görse mertek sanır allâmeler var.
Bu dünyanın ilmi garip. Her cümlenin bitişi, yarım mısralar, beli bükük virgüller, sırlı noktalar var. Teklif değil ısrar redifler, tekrirler, nidalar var. Açılır kitaplar kapanır defterler; dönet dünya, bu dünyada rücu var.
Haşr sanırsın kıyamet çıkar, hazine sanırsın mezbeleler var. Gelmese de olur değil mi ki gelebilir, öyleyse hürriyet var.
Yanından geçip giden okyanusları tanımayan ummanlar var. Hatırlama an meselesi, tanımak birdenbire. Amma ki zaman geçip gider, her şeyin zamanı var zamansızlığı var.
Bu dünyada yanmak var. Kimi vurup götürür, kimi en dipten budar. Cehennem illeti, hutâme. Kol kanat, mecâl takat bırakmaz. Kimiyse yanmakta derman var. Yanmaktan yanmaya fark var.
Kelimeler var. Kalbe dokunduğunda kimi şifa, kimi atlıyı atından indirir bir kılıç darbesi. Kimi ölüyü diriltit kimi diriyi öldürür.
Diyor ya Mevlana, sözü, hâli olunca pervaz vurup kanatlananlar var. Kelimenin hacmi, cismi, ağırlığı, şekli şemali var. Her biri aynı değil, söz var, söz var
İlk bakışta yüce merhametle bağdaşmaz yaralar, sınanışlar, tükenişler var. Sorgular var sualler var. İnsanız âh, bir görsek ki "içinden nehirler kaynayan taşlar" var. Bu dünyada hoşça geçinip giden ceylânla pars, kurtla kuzu var.
Bu dünyaya sığmayanlara bir büyük kattan gönderilmiş selâmlar, çünkü gayret niyet var.
Bir peygamberin âsâsında görünür dünyanın sırrı. Güve yemiş âsâsına