“O Cennet’in bir kapısı değil, Cennet’in ta kendisidir… Andığımız sekiz peygamber ve onlara bağlı öbür peygamberler, birer kurtuluş kapısı olarak hep O’na açılırlar.”
Fani olmayan,eksik olmayan,sadece Tanrı'dır.
İnsan bir kere daha yanılgıya düşecekti. Düzen devrilecek, Kudüs yanıp kül olacaktı. Tanrı gazabı yetişecekti, merhametin değerini bilmeyenlere. Sırça Saray,Süleyman'dan sonra un ufak olacak ve mabet,taş taş üstünde kalmamak üzere yıkılacaktı. Ağlama duvarı dışında. İnsan bu ışıktan kör mü olmuştu? Yoksa, kader ona faniliğini bir kez daha mı duyurmaktaydı?
“ Bir Musa doğmasın diye, doğan binlerce çocuk öldürülür. Fakat ölen çocukların kanında Musa bilincinin çiçeği açar. Zûlümde boğulan bir halka, suda boğulmayan bir çocuk yol gösterir: suları yarıp geçme yolunu. ”
Asıl güzel açlık, değerli açlık, hakikate açlık; asıl susuzluk, gerçek susuzluk, öteye susayıştır. Ab-ı hayat peşinde olmaktır asıl susayış. İnsanın kendi sırrına, varoluşun sırrına erişi, bir an bile Yaratıcı'sından uzak kalmama susuzluğu ve açlığıdır, gerçek açlık ve susuzluk.
Sevgi budur. Seven sevilene ateşinde yanıp kül olurcasına koşacaktır. Sevginin son noktası bu. Sevgide edebileşme bu. Sevileni doğrulama ancak böyle gerçekleşir.