Kitabın şehit yazarı Yahya Sinvar 1988 yılında tutuklanarak 486 yıl hapis cezasına çarptırılıyor, kitabı da 2004 yılında Biru’s-Seb’a Zindanı’nda yazıyor. Sonrasında 2011 yılında esir takası sayesinde serbest bırakılıyor, daha sonrasında ise 7 Ekim’de gerçekleşen ve etkisi hala devam eden “Aksa Tufanı” operasyonunun beyni olarak gösteriliyor, ancak hepimizin bildiği üzere 16 Ekim 2024’te şehit ediliyor, o görüntüleri hiçbirimizin unutmadığını tahmin ediyorum. Yerini tespit eden drone’a elindeki sopayı fırlatarak şehadetinden dakikalar önce bile pes etmediğini, mücadele ettiğini gösteren o anları zihnimden atabilmem mümkün değil, keşke onlar kadar davaya sahip çıkabilenlerden olabilsem, onlardaki iman gücünün zerresine ulaşsak dünya olarak bu denli kör yaşamazdık din kardeşlerimize yapılanlara..
Kitap, önsözünde şehidimizin de belirttiği üzere yaşanan olaylardan derlenen Filistin halkının on yıllardan beri süregelen yaşama tutunma mücadelesini konu alan bir hikaye olarak geçiyor. Öyle bir hikaye ki, gerçek olması, şuan dahi çekilen, çektirilen acının artarak devam etmesi çarpıyordu suratıma okuduğum her satırda. Bizler tuzumuz kuru şekilde bir veya birkaç gün bile rutinimizin biraz dışına çıkan olumsuz olaylar yaşayıp bununla hayıflanırken bu kardeşlerimiz uzun yıllardan beri tabiri caizse açık bir cezaevinde yaşıyor, şükretmemiz ve dua etmemiz gereken ne çok konu var.
Sözün özü içim acıyarak, şehitlerimize rahmetler okuyarak okuduğum bir kitaptı. Allah bizleri son anımız gelmeden gözü açılanlardan gerçek mutluluğu görebilenlerden eylesin. Amin.
Kudüs dini oyunlaştırmış bir Garp tiyatrosudur. Kudüs 'te oteller yarı kilisedir, uşakları yarı papazdırlar ve hizmetçiler yarı hemşirediriler. Hepsinin cübbesi, putu ve beyaz başlığı, simokinleri, askıları ve önlükleri ile aynı dolapta durur.