Bir vatandaş işsiz kalmasından Başbakan Recep Tayip Erdoğan'ı sorumlu tutmuş, bir mektup yazıp tehdit etmiş. Adamı anında tu tuklayıp cezaevine yollamışlar.
Diğer yandan bir gazeteci devamh tehditler alıyor, tehditler ciddi boyutlara gelince polise başvuruyor, ama polis kılını kıpırdatmıyor.
1940'lı yıllarda Hitler'in zulmünden kaçan Alman vatandaşı Yahudi bilim adamlarını Türkiye kabul eder, üniversitelerin kapılarını açar.
Bunlardan biri de Ankara Hukuk Fakültesinde Ticaret Hukuku okutan Emst Hirsch'tir. 1945 ders yılında hoca sınav yapar, sonuç ları dekanlığa verir. Biraz sonra dekan, koşarak bembeyaz bir yüzle Hirsch'in odasına gelir, elinde bir sınav kâğıdı, "Bu olamaz, bu olamaz!" demektedir.
Nedir olamayacak olan?
Hoca Başbakan'm oğluna "geçmez" not vermiştir, öğrencinin, kim olduğunu da bilmemektedir, hem bilse bile bu neyi değiştirir ki?
Dekanın bütün ısrarına rağmen, notunu değiştirmez.
Birkaç ay sonra, Başbakan bir vesileyle Hukuk Fakültesi'ne gelir, Prof. Hirsch'i görünce yanma yaklaşır, şöyle der:
"Çok teşekkür ederim, sayın profesör! Oğluma ne yapması gerektiğini nihayet siz gösterdiniz. Sonbahardaki sınavda sizi hayal kırıklığına uğratmayacağından emin olabilirsiniz."
Ha o günkü Dekan, ha bugünkü YÖK, aynı kafa!
Ama Türkiye'de, o tarihte Şükrü Saraçoğlu gibi bir Başbakan vardı...
"1. Türkiye bir türlü dünyalı olamıyor; 2. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi; 3. Kopenhag Kriterleri; 4. Adalet; 5. Hukukun üstünlü ğü; 6. Şeffaflık; 7. Kültürel haklar; 8. Birey onuru; 9. Evrensel de ğerler; 10. Vicdan; 11. Etik kurallar; 12. Açık ve şeffaf demokrasi;
13. Saydam pazar arayışı; 14. Çoğulcu, katılımcı demokrasi; 15.
Ekonomik programın başarısı ve ülkenin insan boyutu."
Yokuş aşağı gitmeye devam ediyoruz. Ve her geçen gün biraz daha anlaşılıyor ki, içinde bulunduğumuz durumu "ekonomik kriz" sözleriyle açıklamak olanaksız.