Fânilik köyünde, akıllı ile deli birdir, aynıdır! Denizin dibinde, taş ile inci danesi birdir, aynıdır!
“İyi ve kötü sayma” işi ortadan kalkınca, Mescit ile meyhane birdir, aynıdır!
Dünya düşüncesi, gönlümden huzuru götürdü.
Ahiret gamının korkusu, beni zayıflattı.
Her kimden işimin çaresini istedimse,
Yüzlerce defa, benden daha çaresiz olduğu ortaya çıktı.
Bundan böyle kendi kendisiyle hiçbir alıp vereceği olmamasını, huzura kavuşmayı, ölüp gitmeyi yürekten arzuluyordu. Ah, keşke bir yıldırım düşse üstüne, onu cansız yere serseydi! Kaplanın biri çıkıp gelse de onu yiyip yutsaydı keşke! Bir şarap, bir zehir olsaydı da, onu hiçbir şey duyup hissetmez duruma soksaydı, her şeyi unuttursaydı ona, uyusa ve bir daha uyanmasaydı! Başka bir pislik kalmış mıydı kendini pisletmediği, bir günah kalmış mıydı işlemediği, bir budalalık kalmış mıydı baş vurmadığı, ruhunu ıssız çöle çeviren bir adım kalmış mıydı atmadığı? Böyle bir durumda yaşayabilir miydi artık?