Bronte Kardeşlerden ablaları kadar tanınmayan Anne Bronte a ait bu kitap yazardan okuduğum ilk kitaptı. Muhtemelen de son kitap olur maalesef.
1800 lerin İngiltere'sinde geçen ve coğrafyası ve ortamına Bronte Kardeşlerden alışık olduğumuz bir ortamda geçiyor romanimiz.
Oğluyla beraber Wildfell konağina yeni taşınan yerleşen bir kadın Helen ve komşuları da içine alan bir zaman dilimi,kitabın ikinci yarısı diyebilecegimiz Helen in geçmişine götüren mektuplardan oluşan ikinci kesit ve sonra final bölümleri okuyoruz.
(Spoiler içerebilir aşağıda biraz.)
Kitaba dair okuduğum yorumlarda ve incelemelerde fenimist ögeler barındırdığı söylenmişti , gerçekten merak ediyorum bu öğeler kitabın neresindeydi? Değil feminizm ,bu kadar aşağilanma ,hatta bir aldatılma mevzusu ve bu mevzuya karakterin yaklaşımları,verilemeyen tepkilerin de iyi bir hiristiyan olmak,çocuğunu düşünmek gibi hususlara bağlanması o kadar saçma ve zorlamaydı ki...Saç baş yolarak okudum.Gercekten o devirde okuyucuyu ikna edebileceğini düşünmüş müdür yazar ? İyi insan ya da iyi dindar bir insanın tanımı bu değil.Pasif,tepkisiz bir ana karakter ,ne ara seviliyor aşık olunuyor,kimin eli kimin cebinde ,ahlaksız davranislar normalleşmiş, kocaya karşı bu tek taraflı anlamsız "bağlılık",hiç anlamadım.
Bu kitapta karakterlerin oluşumu, olaylar ve olaylara yapılan yorum ,bakış açılarındaki mantıksızlıklar ve yazım dilinde de bence bir sorunlar vardı ,asla bende oturmadı. Yazarın yeteneği görülebiliyor, ama kitabın bir ustalık eseri olmadığı da...
Ablalarının yazdığı Uğultulu Tepeler , Jane Eyre gibi eserleri defalarca okuyabilir hepsinde de o edebi tadı alabilirim...Ama bu kitabı bu anlamda bir klasik olarak değerlendiremem.
Bu benim öznel görüşümdür tabi,yine de okuyucular kendisi karar verebilir.