Mutluluktan neredeyse kahkaha atacaktı. Ama bu hayatta hiçbir şey uzun sürmez; ikinci kez duyduğu mutluluk da ilkine oranla pek cansızdı. Üçüncü kez duyacağı mutluluk biraz daha zayıflayacaktı, en sonunda da yok olup gidecekti. O da eski ruh haline dönecekti, tıpkı taşların suda sektirilmesiyle oluşan halkaların bir süre sonra kaybolması gibi...
Annecim benim , kurtar şu zavallı oğlunu!Onun başına akıt gözyaşlarını! Annecim !şu zavallı oğluna acı ! Durun bir dakika , şimdi aklıma geldi de ,Cezayir beyinin tam burnun altında kocaman bir beni olduğunu biliyor muydunuz?
Nereden bileceksin, şehrin sokaklarında
Kaybolan ışıkların gözlerim olduğunu
Her seher yüreğimde açan karanfillerin
Her akşam ellerimde sararıp solduğunu...
Nurullah Genç
Seyrediyordum dünyayı... Bunun sebebi de beynimizi kafatasımızın içinde zannetmemiz!.. Kafatasına hapsolmuş bir beyin nasıl düşünebilir? Halbuki beyin dediğimiz şey elle tutulmaz gözle görünmez bir esintidir. Hazar denizi taraflarından gelen bu ilahi esinti, düşüncelerimizi doğurur.