“hayatını hiç uğruna harcadı”
Oblomov için bunu söylemek biraz haksızlık olacak. Çünkü kendisi, hayatın tekdüze yaşanmışlığına karşı bir direnişin sembolüydü. Kendisinin de düşündüğü gibi herkes gibi gündelik hayatın bir parçası olmak insana ne katacaktı? Elini eteğini çektiği bu yaşamdan uzaklaşmak için uyumanın huzuruna sığınıyordu çoğu zaman. Etrafındaki insanların onu anlaması güçtü, bu kadar uyumayı, tembelliği nasıl başarabiliyordu şaşırıp kalıyorlardı. Ama onun düşüncelerinde kaybolmanın verdiği ıstıraptan kurtulmaya çalıştığının çabasını gören yoktu. İnsanlar için Oblomov tembel biriydi, hayatının çoğunu “Oblomovluk” yaparak geçiriyordu.
Kendisini bu sıkıcı hayattan kurtarmak için görevlendirilmiş gibi gören Ştoltz, Oblomov’un en yakın arkadaşıydı, yıllardan beri birbirlerini tanıyorlardı ki Oblomov’a da bu zamana kadar iyi gelen tek kişiydi belki de… Oblomov’u Oblomovluk’tan kurtarmaya çalışacak, onu leylakla başlayan bir aşkla tanıştıracaktı. Ama bu öyle planlandığı gibi olmayacaktı… Hayatta böyle değil mi zaten, biz plan yaparken yaşadıklarımızdan ibaret.