Alice Miller, okuduğumda içimdeki çocuğa karşı konulmaz bir biçimde yaklaşıyorum. Nesiller ve nesillerin epigenetiğinden buram buram içime çekiyorum. Öncelikle kitap, birbirinden farklı 7 hikayeden oluşuyor. Hikayelerdeki baş karakterler, çocukluklarıyla yüzleşmeyi tercih eden, bazen buna muhattap bulan bazen ise bulamayam karakterler.
Hiç şüphe yok ki ilk deneyimlerimizi yaşadığımız kişiler bizim bundan sonraki hayatımızda yaşayışımıza büyük ölçüde şekil verecek kişiler. Bu sebepten Miller, nesillerdir süre gelen sert terbiye yöntemleri, katı kuralları ve buna maruz kalan şiddetin çocuklarının bu durumu nasıl normalleştirildiğinden dem vuruyor. Acımasız ve diktatör yönetimlerin başlarındaki adamların, onlara yardım eden ve bu acımasız düzenin bir parçası olan ve yahutta bunlara ses çıkarmayanların bu yöntemleri doğru ve daha iyi bir yönetim orataya çıkaracaklarına olan inançlarının kaynağına iniyor yazar. Bir Yahudi'nin tacizine maruz kalan bir ninenin doğan çocuğu nasıl 20.yy. en acımasız, milyonlarca kişiyi öldüren adamını yetiştirdiğine bakıyoruz. İçimize nesillerce işlenen nefretin, terbiye adı altındaki susturulmanın, ahlak diye yerleştirilen şiddetin bugün etkilerinin sürdüğü göz görür bir gerçek. Gerçeği kırıp dökmeden aramak, yanlışların üstünü örtmeden ortaya çıkarmak, nefrete değil sevgiye ulaşmak için, anlayabilmek ve düzeltebilmek için bu kitabı okuyunuz. Notlar çıkarınız.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Gerçeği aramaktan kaçınarak sevgiyi kurtarmış olmayız. Bu anne ve babamıza duyduğumuz sevgi içinde geçerlidir. Bağışlama eğer geçmişte olanların üzerini örtüyorsa bir yarar sağlamaz. Çünkü sevgi ve kendine ihanet bir arada var olamaz. Suçsuz insanlara yöneltilen nefret yalandan kendi geçmişimizdeki acının inkarından doğar. Nefret, kendine ihanete uzanan bağdır, çıkmaz sokaktır. Gerçek sevgi, gerçeğe katlanabilir.