Sîdar Ronahî

Sîdar Ronahî
@Sidarronahi
Sosyal Bilgiler Öğretmeni
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
Adana
Nosce te İpsum, 21 Mart 1900
62 kütüphaneci puanı
1855 okur puanı
Nisan 2018 tarihinde katıldı
Puan vermedi·88 syf.··
2026 26. kitabı
Umarım bu kitabı okuyup da demek her şey böyle başlamış, ensestin özü buraya dayanıyormuş inancına kapılma kimse. Zira değişen toplumun değişme özelliği üzerinden birçok şeye verilen ad, kutsallık...konularının aslında toplumsal yapının zamana, teknolojiye, politikaya göre şekillendiğini belirten bu ve benzeri araştırmacıların en büyük hatası bu olurdu. Evrensele ulaşmak. Arkeoloji-Antropoloji-Sosyoloji alanında çalışma yürüten nam salmış birçok yazar, çalışmalarını Avustralya, Polinezya gibi yerlerde yürüttüler. Onlara göre buralarda yaşayan toplumlar, kabileler, klanlar on dokuzuncu yüzyıla kadar yaşam biçimlerini değiştirme işleri. Yine bu araştırmacı yazarlara göre insanlık tarihi; İlkel, barbar ve uygar olarak tek bir çizgide ilerlemiştir ve Avustralya, Polinezya yerlileri günümüze yakın bir tarihe kadar henüz İlkel veya barbar olma özelliklerinden sıyrılamamışlardır. İşte ilk ve en büyük hataları burada başlıyor. Bu kitabın yazarı Emile Durkheim, benzeri çalışmalar yürüten ve yine Durkheim gibi masa başı teorisyenleri olan Freud ve Frazer için elde edilen raporlar kutsal derecesinde hatasız olan raporlardır ve bu raporlara göre teoriler üretmek onlar için kesinlikle olanı, doğruyu anlatmak veya yazmaktır. İkinci büyük hata da burada kendini gösteriyor. Elde ettikleri raporlar neye kıyasla kesin yargılardır bilinmez. Freud ve Frazer bir başka konu. Bizim derdimiz şu an Durkheim. Sosyoloji alanında büyük çalışmaları olan bir düşünür olduğu inkar edilmese de bu çalışmasında ismini yerlerde gezdirecek teorilere sahip. Ensest yasağının Kökenleri i anlatırken aynı toteme mensup olmakla evlenmemek yani bu toteme mensup olmakla bu Totemdeki karşı cins bir başka bireyle Cinsel ilişkiye girmemek ensest yasağının kökenini oluşturur ama Durkheim zamanında dahi ensest
KiTaPHaNe
Ensest Yasağı ve KökenleriEmile Durkheim · Pinhan Yayıncılık · 2019151 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Puan vermedi·304 syf.··
2022 220. kitabı
Cinsiyet sabit olmasaydı, iktidar yine aynı şekilde mi kurulurdu? Kültür dediğimiz şey beynimizin bir yazılımı gibi çalışır. Her şeyi zıttıyla beraber tanımlayarak ona bir anlam vermeye ve bir düzen haritası oluşturmaya çalışırız. Erkek-kadın, yaşam-ölüm, güç-zayıflık gibi. Bu üç zıt kavramı örnek olarak vermemin nedeni Ursula'nın kitabında bahsettiği gezegen ile dünyamız arasındaki zıtlıkların tam da bu üç zıt kavram üzerine şekilleniyor olmasıdır. Bu kavramlardan biri üstünlüğü ifade ederken diğeri aşağıda olmayı kabul ettirir ki bu noktada hiyerarşi doğar. LeGuin romanında kültür dediğimiz şeyleri oluşturan bu örnek zıt kavramlardan birini alarak adeta buharlaştırır ve bu sayede hiyerarşiyi yok eder. Hiyerarşi olmayınca iktidar, kaos, ve statü de akışkan bir hale gelir ve bunların doğurduğu her kötü sonuç daha doğmadan giderilmiş olur. Gezegenimiz Gethen ve bizimkinden çok farklı bir yer burası. Dünyamızdan Genly Ai, Gethen'e yaptığı yolculukla bize Gethenlilerin tüm yaşamını gösterir ve yazarın bir yandan da yapmaya çalıştığı şey olan bize ayna tutan bir Genly Ai dolaştırır Genthen'de. Bu yönüyle karşılaşacağımız her şey aslında bizim tam da olmak istemediğimiz ama olmak için her şeyi yaptıklarımızdır. buradan itibaren yazdıklarımı kendi gezegenimiz ve kültürel ögelerime uyarlamayı tavsiye ederek karşılaştırma yapmayı tavsiye ediyorum. Bakalım biz neymişiz, bizde benzer ya da farklı neler var? Gethenliler mitlerle konuşurlar. Kehanet onlar için yaşamlarında önemli bir yere sahiptir. Onlarda diplomasi ağır işler ve acelecilik kaos yaratmaktan başka bir şey değildir. Bu yüzden Gethen gezegenine giden Genly Ai hem bu gezegeni hem de Gethenlileri ciddi şekilde eleştirir. Onları bilimden uzak kalmış, işlerin hızlıca çözümlenmesi gerektiği halde hiçbir şey
KiTaPHaNe
Karanlığın Sol EliUrsula K. Le Guin · Ayrıntı Yayınları · 20213,969 okunma
Puan vermedi·195 syf.··
2025 241. kitabı
Başlangıç için Ütopya kelimesinin ne anlama geldiğini kavramak gerekliliği Güneş Ülkesi kitabının çevirmeni Çiğdem Dürüşken'i de dikkat çekmeye yöneltmiş. Çünkü sanıyorum ütopya denilince akla komünal yaşamla birlikte komünizm ya da sosyalizm gibi ideolojiler geliyor hemen. Bu ideolojilerdeki anasırlar ütopik bir düşüncenin birçok yerinde kendini gösteriyor. Haliyle içinde bulunduğumuz eğitim sistemi, politik, medyatik söylemlerin manipüle etme gücü çoğu kişiyi bu ideolojilerin ütopya kelimesinin karşılığı olduğu inancına götürüyor. Aslında Güneş Ülkesi kitabı için de bu tür yorumlar yok değil. Bu da çevirmenin bu tanıma başvurmuş olmasına rağmen düşüncelerde pek bir şey değişmediğini ya da çevirmen notlarının okunmadığını gösterebiliyor. Öyleyse ütopya nedir ona bakalım ve Çiğdem Dürüşken'e kulak verelim. Sunuş kısmında çevirmen Ütopya için: "Thomas Morus'un Yunanca’dan, yarattığı ve Yok-ülke anlamına gelen bu sözcük, yaşadığı toplumun yoz düzenini düşüncesinde ve davranışında yeni baştan yaratmak isteyen her düşünürün, her edebiyatçının sığındığı bir zihin ülkesi değil mi? (s.9)" Bu tanımla birlikte Campanella'nın yaşadığı 16. ve 17. yüzyıldaki Batı'nın Hıristiyanlık öğretileri ve kurumlarındaki yozlaşmaya, bir karşı yaşam ve dünya biçimi sunmadır Güneş Ülkesi. Ve en önemlisi Campanella'nın Güneş Ülkesi bir Hıristiyan ülkesidir. Bunun dikkatine vararak kitabın geri kalanındaki devlet yönetimi, insanların yaşayış biçimleri ve inançlarını sergileme biçimlerine yorum getirilmelidir. Ütopik bir devlet olarak en güzel yaşam biçimi olmalıdır anlayışını düşünmekten uzak kalmak gerekir. Zira büyük bir gerçek de kültür ve inan farklılıklarının olmasıdır. Campanella'nın yaşadığı onca engizisyon işkencelerine ve hapsedilmelerine karşı Güneş Ülkesi'nin Hıristiyan bir ülke
KiTaPHaNe
Güneş ÜlkesiTommaso Campanella · Kabalcı Yayınevi · 20084,666 okunma
Biz bu filmleri neden sevdik?
Puan vermedi·230 syf.··
2025 225. kitabı
Yüzeyin altında yatan gerçeklik nedir? Metinlerin analiz ve yorumlarındaki farklılıklar nelerdir? Görünen ile gösterilen arasında nasıl bir fark vardır ve görünen de gösterilen de onu oluşturan tüm parçalardan ayrı düşünülmeden, onu meydana getiren her bir parçayı bir arkeolog titizliği ile incelemeden hakkında karar vermemeliyiz. Post-yapısalcılığın bir çeşit basit, kaba açıklaması olarak da görülebilecek bu cümlelerle Bülent Diken ve Carsten Laustsen’in altı filmi irdelediği Filmlerle Sosyoloji kitabının post-yapısalcı bir yaklaşımla analiz edildiğini belirtmek isterim. Klasik sosyolojide “toplumun betimlenmesi” anlayışı ön planda tutulurken bu kitabın yazarları bu anlayın üstüne çıkarak toplumun ahlaki ve varoluşsal bir eleştirisini yapmaya gayret gösterirler. Klasik inceleme kitapları ya da metinleri dikkate aldığı konuyu çözümlemeye çalışırken bu kitap sinema ile bir toplum eleştirisi yapmaya çalışır. Okuyucularına anlattıkları ile sinemada nasıl bir izleyici olmamız gerektiğini, bir filmi nasıl izlememiz gerektiğini değil, filmleri nasıl düşünmemiz gerektiği üzerine yoğunlaşır ve tanık olarak çağrılanlar post-yapısalcı bir yaklaşımın ne kadar önemli olduğunu bize anlatırlar. Bülent Diken ve Carsten Laustsen sosyoloji bilimine sinema aracılığı ile neler katabileceğini bu çalışmasında okuyucularını da işe katarak ortaya serer. Okuyucular ayrıca bir izleyici rolüne de bürüneceklerdir çünkü kitapta işlenen, analiz edilen altı farklı ama popüler/yarı popüler film vardır. Bu kitap hem bir görsel şölen sunar böylelikle hem de daha önce izlediğimiz filmleri aslında ne kadar eksik, yanlış, basit izleyebildiğimizi de gösterir. Bu bakımdan bu kitap bir laboratuvar ortamında çalışır gibidir ve deney ürünleri sinemadır. Kitapta karşımıza bolca çıkacak olan tanıkların
KiTaPHaNe
Filmlerle SosyolojiCarsten Bagge Laustsen · Metis Yayınları · 2021297 okunma
Puan vermedi·64 syf.··
2025 207. kitabı
Abartın. İyice abartın sayın yayınevleri. kitap bastıracağız diye her haltı deneyin ne olur. Adı sanı duyulmuş, kitapları binlerce, milyonlarca okunmuş yazarların; kitaplarından, notlarından, canları sıkılırken kağıda çizdikleri bir yaz günü bacası tüten evlerden, arabalardan, 62den yaptıkları tavşanlardan, harflerden evirdikleri çiçeklerden, börtü ve böcüklerden derlemeler yaparak bir kitap yapın ve yayın. Hatta kitabı kuşe kağıtta, bir formada bulunan on altı sayfanın on dördüne resimler ekleyerek güzelleştirin, cazibeli hale getirin. kapağını da ciltli yapın ki ciddi görünsün. Helena da Helena. İyi görmüş işte bi sürü rüya. Freud gelsin baksın ona bize ne! HEm rüya dediğin ballandıra ballandıra anlatılır yahu! Bu nedir üç beş satır rüya mı olur. Fal mı baktıracaz, hikmet mi sorduracaz, neye dalalet acaba deyip mahalle ablasına mı soracaz?
KiTaPHaNe
Helena'nın RüyalarıEduardo Galeano · Deli Dolu Yayınları · 2014160 okunma