H. Ferventis

H. Ferventis
@Sidarronahi
Sosyal Bilgiler Öğretmeni
Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi
Adana
Nosce te İpsum, 21 Mart 1900
62 kütüphaneci puanı
1562 okur puanı
Nisan 2018 tarihinde katıldı
167 syf.
·
Puan vermedi
Holosrn döneminin başlangıcına kadar, Pleistosen dönemi içerisinde, karanlık mağarasında yırtıcı hayvanlara yem olmamak, karanlığın içerisinde yolunu kaybetmemek için saklanan ilkel atalarımızın ateşi keşfetmesiyle birlikte başımıza gelen, gelecek olan tüm teknolojik ilerlemelerin, ahlaki gelişmelerin, dinsel inançların, tüm kültür çeşitlerinin kısacası her şeyimiz olan bildiğimiz her şeyin başlangıç zamanını kurgulayan bir roman Evrim Adamı. Evrim Adamı, mizahi dili ile birlikte zamanın akışına istediği müdahaleleri de yapan, isimler, düşünceler konusunda herhangi bir kurala bağlı kalmayı reddeden bir kitap. Ateşin keşfi, bizi en önemli korkumuzla daha yüzleşilebilir bir konuma getiriyor. Daha iyi yaşamı, daha uzun ömrü ve daha cesur bir düşüncenin başlangıcını oluşturuyor. Çete yaşamından boylara, devletlere uzanmamızı sağlıyor. Alet edevat artık hiç olmadığı kadar güçlü. Tabii Evtim Adamı karşısına muhaliflerini de alıyor. Ağaçlardan inmememiz gerektiğini, doğaya müdahale edilmemesi gerektiğini söyleyen yenilşk karşıtı biri ile keşfin verdiği gücü kendisine kullanmak isteyen ve diper insanlara dağıtmak isteyen kişileri karşı karşıya getiriyor. Türler arası ilişki ortaya çıkıyor Evrim Adamı'nda. Sapiens sapiense doğru giden adım koşulmak isteniyor. Evcilleştirilecek hayvanlar henüz ortaya çıkacak bu kitapta. Sadık bir dost olarak köpeği almak isteteceğiz. Eti pişirecek ve çiğneme dişlerini rahatlatacağız. Evrim Adamı bir dönem kitabı. Kuvaterner içerisindeki Pleistosen devrinin sonhna kadar bizi bir insanlık yolculuğuna çıkarıyor.
Evrim Adamı
Evrim AdamıRoy Lewis · Dost Kitabevi · 200116 okunma
Reklam
176 syf.
·
Puan vermedi
1987-1988 yılları arasında kaleme alınmış, dönemin devlet büyükleri ile bir şekilde ülke yönetimini idare eden kişilerin temas ettiği politik, ticari, dini yönü ön planda olan herkesi konu edinmiş Uğur Mumcu. Köşe yazılarını okudukça sanki günbegün bu yıllarda yaşananlar bir günce gibi karşınıza çıkıyor. En ilginç ve üzücü yanı ise 2023 yılında sadece aktörlerin değiştiğini görüyoruz. Olaylar, amaçlar, yalanlar, dolanlar hep aynı. O yıllarda da günümüzde de çıkar amaçlı birleşimler ile ayrılmalar, halkı kandırmalar, yaşatılanlara kibar isimler bulmalar söz konusu. Bugün parça patça elden çıkarılan gelir kaynaklarının temellerinin de ya da başarısızlığa uğramış girişimlerinin de o yıllardan geldiğini yazmış köşesine Mumcu. Yazarken kullandığı dil de güldüren bir dil. Aziz Nesin'in kara mizahından tanıyoruz biz bu dili. Nesin'den daha ciddi ama izahı olmayan şeuin mizahını yapmış Mumcu.
Tarikat - Siyaset - Ticaret
Tarikat - Siyaset - TicaretUğur Mumcu · Tekin Yayınevi · 1988576 okunma
196 syf.
·
Puan vermedi
Yürüyüş türküsü bir Onur kitabı. "Peki nedir Onur? Bir sözcük. Neymiş o onur denen sözcük? Hiç... Paha biçilmez bir değer? Kimdeymiş? Şu çarşamba günü ölende..." Böyle açıklıyor tanıtımda bu kitabı. Bir onur öyküsünün kitabıdır bu kitap. Onur, bu kitapta karar verme zamanı geldiğinde ne ahlaka ne insanlığa ne yaşa, başa ne de cinsiyete bakar. Onur, yaptıklarının ardından çektiğin vicdan azabıdır. Çekmek istemediğin azap, kendinden vermediğin tavizdir. General Rupert da bir onur meselesi olarak kendi ölümüne koşuyor bu kitapta. Askerlik hayatı boyunca verdiği en tehlikeli, en insafsız ama o andaki en gerekli karar olarak gördüğü eylemi gerçekkeştiriyor. Bunun sonunda ise kendi hayatına kendi ceza vererek ölümü kabulleniyor. Aşkından, insanlardan çekiliyor. Daracık bir hücrede, kimseyle ilişki kurmadan, insanlara en az temas haline bırakılsın istiyor ölümüne kadar. Bu sırada bir devletin yalanların, başvurduğu desiseleri, halkı gakeyana getirmeyi ve herkesin gönlünü hoş tutmayı işliyor Yürüyüş Türküsü. Bu türkü çobanların sürülerini gütmekte kullandıkları türkü ve bu türkü ne askerin ağzına düşebilecek ne de bir başkasının söyleyeceği bir türkü.
Seçilmiş Oyunlar
Seçilmiş OyunlarJohn Whiting · 19942 okunma

Okur Takip Önerileri

Tümünü Gör
114 syf.
·
Puan vermedi
"Bundan iyisi can sağlığı." Böyle demişti Willy'nin halası. Willy ilaçlarını alacak, ona bakılacak ve şeytanlarından kurtulana dek doktoru onu la ilgilencekti. Orijinal adıyla Bakımevi olan Felaketzedeler Evi, bir deliler evi aslında. Burada çıldırmazsanız zaten buraya yerleşemezsiniz. William Figueras baş karakteri yazarın kendi yaşamından bir kesiti seriyor. Medyada sıkça karşılaştığımız bakımevi koşulları da kitabın eleştirilerinden. Hastaların tacize uğraması, sağlıksız gıdaların öğünlere yerleştirilmesi, bakımevinin müdürünün her şeyden kısması, denetim zamanı gelince ortalığın hijyene kavuşması kısa süreliğine... Küba'nın hem kapitalist hem komünist dönemlerini yaşamış olan yazarın beslediği nefret, romanın yazımında oldukça etkili olduğu söyleniyor. "Felaketzedeler Evi nefretle yazılan bir roman." Bu tür bakımevlerinin hastalarına sadece ilaçlarla yaklaşımı, onların yaşamlarını düzene sokacak her şey gibiyken, ruh hallerinden sıyıracak en ufak bir eylem dikkatten kaçtığı anda hasta, daha da depresif bir hale bürünecektir. Felaketzedeler Evi'nde de William'ı kurtaran bu tür bir olaydır ve yine onu daha derine batıran da dikkatsizlik, çıkarların sürdürülmesi olur.
Felaketzedeler Evi
Felaketzedeler EviGuillermo Rosales · Jaguar Kitap Yayınları · 20172,412 okunma
168 syf.
·
Puan vermedi
En ilginç, acı vereni ve bir o kadar da komik olanı, birbirini son ana kadar idare etmek. Bir yalan, desise, yanlış etrafında insanların birbirlerini idare etmesi. Böyle gelmiş böyle gider inancıyla da en alttan insanların en üstteki insanlara gelinceye kadar birbirlerini sömürmesi, aşağılaması, dolandırması, birinin diğerinden rüşvet yemesi ya da işlerin rüşvet yoluyla halledilmesi olağan karşılanır olmuş. Hatta olmuş değil, öyledir demek gerek çünkü ne yeni bir uygulama bu ne de yabancılık çekilen bir uygulama. Kemal Sunal'ın Tosun Paşa karakterinin canlandırdığı aynı adlı filmden aşina olduğumuz bir oyunla karşı karşıyayız. Bir şehre müfettiş gelecek haberi ile şehre kısa süreli nizam verilmeye çalışılır ve de yönetim, hukuk, eğitim alanlarındaki kişiler ağız birliği ile bir araya gelir. Gelecek müfettiş bir başkası ile karıltırışınca ortaya komik sahneler çıkar. Acı verici yanı ise bu geliş, kontrol ve gidiş sürecinden sonra her şeyin ve herkesin eski haline dönmesidir. Yaşam, tüm çirkinliğiyle kaldığı yerden devam edecektir. İdareciler yiyici, halk yediricidir. Halk mecburen yedirici duruma düşer bazen. Çünkü kendinden öncekiler idarecileri alıltırmışlardır ya da idareciler halkı bu duruma getirmişlerdir. Bu bir rant kapısıdır onlar için. Müfettiş, toplumun çirkin yanını mizahi bir dille anlatan oyundur.
Müfettiş
MüfettişNikolay Gogol · Can Yayınları · 20214,850 okunma
Reklam
160 syf.
·
Puan vermedi
Bir yazarın okuyucusuna, okuruna atacağı en büyük kazık mı desem, yapacağı rn büyük kötülük mü desem yoksa okurun hayal dünyasını kitaba dahil etmeye çalıştığı için yazarı övsem mi bilemedim. Edebiyatımızın çınarlarından gelen yorumlar olumlu yönde tabii ama ne ben edebiyatçıyım ne de böyle bir son isterim. Ne oldu şimdi Kuza'ya? Taksici ihbar yolunu seçti mi? Taraflar peşlerine düştü mü Kuza'nın? Feodal aile yapısını işleyip eleştiren Osman Şahin, bunun yanında toplumsal bir bela olan Kan davaları ile Eşkıyalık sistemini ele alıyor. Törelerin, geleneklerin üzerine laf söylenemediği zamanlarda ve bölgelerde, kadınların konuşmasına bile izin verilmediği, ses diye taş kullanılıp evet-hayır olarak taşı yere vurduğu bir yapıda kadınlara ses de veriyor yazar. Dik tutuyor onları. Tabii erkeği de gerekli yere koyuyor böylece. İntikam, töre, kan davası uğruna hayatların yok olduğu bir coğrafyada kitap boyunca sesi çıkarılmayan Kuza'nın yükselişi ve çöküşü anlatılıyor. Akışın güzelliğine karşılık Son'suz bir sonla üzüyor bizi yazar.
Eşkıya Kuza
Eşkıya KuzaOsman Şahin · Can Yayınları · 201759 okunma
128 syf.
·
Puan vermedi
Yalnızlık, kader-insan doğası ve tarih olarak adlandırabileceğimiz üç öykü. Üç öyküde birbirinden farklı dünyalara götürüyor yazar. İlk öyküde yalnızlığı bir lanet gibi boynunda taşıyan ve öyküdeki ismi hak eden saf bir yürek işlenirken burada insan saflığını ve nerhametini görebiliyoruz. İkinvi öykü olan Jülien'in yaşamına geldiğimizde ise
Üç Öykü
Üç ÖyküGustave Flaubert · Can Yayınları · 2018605 okunma
120 syf.
·
Puan vermedi
Ben bu kitabı bir yerlerden izledim ama nerden hissiyle karşı karşıyasınız. Bir süre daha okuyunca aklınıza gelecek olan ilk şey Metin Altıoklar'ın çektiği Asansör adlı film olacaktır. Daha önce Belçika sinemasının da Vahşi Oyunlar adlı filmiyle beyazperdeye taşınan bu kitap, Belçika sinenasına birebir aktarılsa da Metin Altıoklar Asansör
Yırtıcıların Alacakaranlıkta Savaşı
Yırtıcıların Alacakaranlıkta SavaşıHenri Frederic Blanc · Can Yayınları · 200042 okunma
208 syf.
·
Puan vermedi
Çözmek zorunda olduğu meseleleri araştırmacı gazeteci kimliğiyle; biraz gizem, macera, hikaye anlatıcısı ve dinleyicisi şeklinde ele alan Cem karakterininin bu defa karşılaştığı sorun, karşısına bambaşka kişiler ve duygular getirir. Gizem, macera ve hikaye bu defa kendi yazarlığı, kurgusu etrafında şekillenecektir. Yaşam ile ölüm arasında bir bir karar verme yetkiniz olsaydı sevdiğiniz kişiye karşı bunu hangi seçenekte kullanırdınız? Bu seçeneklere maruz kalan kişi bitkisel hayatta kalmış biriyse bir de? Acaba kendi yaşamınızı hiçe sayıp, tüm günlerinizi ve gecelerinizi bir bitkiyi besler gibi bu kişiyi besleyip, ona bakmakla harcar mıydınız? Romantik sinema filmlerini aratmayan bir düşünce ile gerçek dünya karşısında tavrınız ne olurdu? Ve en önemlisi de tek dert ortağınız kendiniz ile kendi yarattığınız hayali kişiler olursa... Geçmiş, şu an ve gelecek üzerine konularda sevgilinizin bedenini bir savaş meydanı olarak belirleyip bu meydandan kendi yarattığınız sevgili düşüncesiyle savaşırken kazanan bir taraf kim olacak? Ya da bir kazanan olacak mı? Zihin öyle güçlü ve karmaşık bir şeydir ki, bir kavram, sözcük, konu üzerinde kimleri sahneye davet edeceğini, neleri bunlarla bağdaştıracağını ancak başkası üzernden dinlediğimizde ya da okuduğumuzda görürüz. İşte Cem de böyle bir alanda bir zihin savaşı verir. Kendiyle, sevgilisiyle, beğendiği, nefret ettiği, inandığı ya da inanmadığı alemlerle.
Sevgilinin Geciken Ölümü
Sevgilinin Geciken ÖlümüMurat Gülsoy · Can Yayınları · 2018221 okunma
88 syf.
·
Puan vermedi
Sz önce bitirdim kitabı. Eskiciyan okumayı çok severim. Okuduğum diğer kitaplarına göre bu kitap daha az kara mizah ve gönderme içeriyor. Hem ayrıca daha sembolik anlatımları var. Önceki kitaplarına dayanarak acaba bir şeye, bir yere mi gönderme yapıyor diye düşündürdü ilk öyküleri. Ama bundan sıyrılıp Eskiciyanın tadına doyulmaz anlatımının yolculuğuna çıktım. Ve diğer okuduğum kitaplarına göre daha rahat bir şekilde yazmış anlatacaklarını. Herhangi bir sansür düşüncesine girmemiş . Kötü mü olmuş peki? Bence değil. Sokak ağzını kullanıp salon edebiyatından dem vurmak yerine olduğu gibi davranmış yazar. Göndermesini yaptığı en belirgin cümlesi, henüz on yedi yaşında iken yaşı kanunla bir gecede büyütülüp idam edilen Erdal Eren üzerine.
Metropol Ninnisi
Metropol Ninnisiİsahag Uygar Eskiciyan · İthaki Yayınları · 20226 okunma
Reklam
202 syf.
·
Puan vermedi
On dokuzuncu yüzyılda yeri bilinmeyen hatta var olmayan bir kasabada, Quinnipak'ta çılgın fikirler, cesur adımlar, dahiyane çalışmalar gerçekleşiyor. Ayrıca Quinnipak'ta insanlar teker teker; planların gerçekleşemediği, ümitlerin yeşertilemediği, geleceğin kurulamadığı bir sonla hayatlarını tüketiyorlar. Quinnipak kasabası canlı ve dinamik yapısıyla okuruna ulaşıyor. İçerisindeki; yalnız, yazgısının gerçekleşeceği günü bekleyen, teknoloji ve hızı kontrol etmek ve çağa ayak uydurmak isteyen, güzelliğiyle bakışları doğrudan üzerine çeken ve bel bağladıkları umutlarını taşıyanları sabırsızlıkla bekleyen mutlu-mutsuz, komik insanların hazin sonlarını ulaştırır okuruna. Ne yaşanırsa yaşansın, umudun tükenmediğini anlatıyor Öfke Şatoları. Ve Baricco, kalemini ustalıkla kullanıyor. Özgün bir kurgusu ve tarzı var yazarın. Cümleleri bir yerden bir yere yaşıyor ve taşınan cümleler size anlatılmak istenenin arsına giren bir başka anıdan kaynaklı kopmaları kaybediyor. Dağınık haldeki cümlelerinde ise bu kasabadaki her bir kişinin ağzından bir şeyleri aynı anda aktarıyor. Ve hiç olmadık bir yerde, olmadık bir zamanda bu kasabaya uzaktan bakan başka bir hayatın dramatik gidişatını, bu kasabada yaşanan bu hadiseleri bir gazete haberiymiş gibi araya sıkıştırarak sonlandırıyor. Ayrıca kitap da bu şekilde son buluyor. Tek seferde okunup bitirilebilecek bir kitap.
Öfke Şatoları
Öfke ŞatolarıAlessandro Baricco · Can Yayınları · 200163 okunma
248 syf.
·
Puan vermedi
Kitabın sonlarına doğru Erendiz Atasü'nün bu kitaba verdiği ismi nereden aldığını öğreniyoruz. Adalet Ağaoğlu'nun 1970'ler Türkiye'sinin egemen sınıfını anlattığı romanından, kitabın isminden yola çıkarak 21. yüzyılın hala değişmeyen egemen sınıfına; güçlünün çevresindekileri her şart altında korumaya aldığı, masumun sürekli
Bir Başka Düğün Gecesi
Bir Başka Düğün GecesiErendiz Atasü · Can Yayınları · 2021159 okunma
112 syf.
·
Puan vermedi
İki öykü bir röportaj ve bir de konferans konuşmasının yer aldığı, bilimkurgu sahasında koşulan ırkçılık temalı bir kitap. İlk defa bilimkurguya bu konunun dahil edilmesiyle karşılaşıyorum. Biraz eğlenceli, biraz haklı saldırgan ve alay dolu ırkçılık öyküleri. Kendimiz hakkında sürekli bir bahane çatısı yarattığımızdan bu konuya objektif yaklaşmamızın çok ama çok zor olacağını düşünüyor olmalı ki yazar, bizi eleştirmek için evrenin çok ötesinden kişileri gönderiyor ne halt olduğumuzu anlatmaya. Hatta tanımlamaya. "Kendine özgür mü diyorsun? Bir boyunduruktan kurtulduğunu değil, egemen düşüncelerini işitmek isterim." diyen Nietzsche gibi bir tavırla soruyor bize Irkçı olmadığınızı mı düşünüyorsunuz diye. Ne kadar ırkçı olduğumuzu düşünmemizi istiyor hatta. Bu konuyu irdelediği yer ise Uluslararası Sanatta Fantastik Edebiyat Derneği. Edebiyattan yola çıkarak politik bir konuşma yapıyor yazar. Ciddi anlamda ilginç bir seçki bu kitap.
Gece Yarısı Gezegeninden Raporlar
Gece Yarısı Gezegeninden RaporlarNalo Hopkinson · Ayrıntı Yayınları · 201884 okunma
80 syf.
·
Puan vermedi
Bir şiir okuduğumu söyleyebilir ama bunu düz yazı olan bu kitaba şiir başlığı diye anlatamam. Aslında anlatılabilir. Çünkü cümlelerde bulabileceğimiz kafiyeler bize bunu düzyazı gibi sunulmuş soyut bir şiir oldurabilir. Rast geldiği bir kadının resmşni çizmek isteyen bir ressam karakteri ana unsurdur kitapta ve anlatılar günlük şeklinde yazılmış metinlerden oluşuyor. Resmini çizmeye çalıştığı kadını tasvir edişinde kadına bolca sevgi, aşk sıfatları ve benzetmeleri yüklerken ona karşı adım adım, gün gün demek daha doğru olur, erotik duygular besliyor. Kadını anlatımı sırasında içindeki arzuları da yükseliyor. Kadın için bir zambak benzetmesi yaparkrn kendini de onu lekeleyeceği bir yılan olarak görüyor ressamımız. Tanımlamalarını, benzetmelerini yaparken yararlandığı şeyler çokça mitolojik ögeler. Bu bakımdan doğrudan olmasa da ve dipnot geçilmeyen yerlerden yazarın mitolojiden yararlandığını aklımızda tutup, anlatımlarını bu şekilde değerlendirmemiz gerekir. Yazar ayrıca Ölüm kavramını sürekli yanında tutar. Kendisini ve anlattığı kadına hitabında ölümün kendisini, ölüm sırasını ve sonrasını işler. Burada da yine mitolojiden yararlandığını okuduğumuzda görebiliriz. Gencecik zamanlarında yazdığı ve ilk metinleridir bu kitap Kazancakis'in. Zorba adlı eseriyle zirve yapmış olsa da, bu ilkel eseri ve diğer kitapları da zevkle okunacak kitaplar arasında yer alır kanımca.
Yılan ve Zambak
Yılan ve ZambakNikos Kazancakis · Can Yayınları · 2023142 okunma
184 syf.
·
Puan vermedi
Meksika ovası; kurak, çorak, sessiz ve acımasızdır. Bu ovada güneşin altındayken yanıbaşınızda sürekli bir refakatçiniz vardır. Ölüm. Ayrıca sizi etraflıca saran biri de Gerçeklik vardır ve bu Gerçeklik kabul etmekten uzak duramayacağınız yaşamlar sunar size. Rulfo'nun Kızgın Ova'sı da bu gerçeklik ve ölüm ile doludur. Eline bir fotoğraf makinesi ya da kamera alıp bu kızgın ovayı dolaşmıştır Rulfo. Doğal çevreyi kitabına olduğu gibi yansıtmakla kalmamış, karakterlerini de bu ovada kaçınılmaz yaşam biçimlerini kabul etmiş bir şekilde yaratmıştır. Kitabın içindeki öykülerdeki karakterlerin ruhsal ve duygusal yapıları sözlere dökülürken karşınızdalarmış gibi hissedersiniz. Onlar birer karakter değil, canlı ve bize bir şeyleri dert yanan, şikayet eden, yalvaran, umut eden kişiler olarak görünür. Kitaptaki öykülerin ana teması Ölüm gibi algılanır. Çünkü intikam peşinde koşan, eşkıyalık yapan, başkaldıran, soygunlar düzenleyen karakterlerle karşılaşırız. Her eylemin içinde ya da sonunda ölümle karşılaşabiliyoruz. Öyküler iç monologlar ve söyleşimlerle çevirilidir. Anlatım o kadar sade ve doğaldır ki yazarın yarattığı karakterler, yaşam çevrelerini olduğu gibi yansıtırlar. Cehalet, hırs, öfke doludurlar ve anlatımları süsten, kinayeden uzaktır. Halk baş karakterdir öykülerde. Meksika devrimi ve sonrası dönemleri öykülere taşıyan yazarlardan Mariano Azuela ile beraber, öykükere kara mizahı da ekleyen en etkili yazardır bence Juan Rulfo. Ona ün kazandıran romanı Pedro Paramo ile sınırlı kalınmaması hatta adı geçmiş olan Azuela'nın da okunması tavsiyemdir.
Kızgın Ova
Kızgın OvaJuan Rulfo · Can Yayınları · 1982292 okunma
Resim