Ve insan ruhu hipermetropdur, çok yakınındakini net göremez. Bir insanın gerçekliğini net görebilmek için ona belli bir mesafeden, yani ona beslenen yoğun duygunun içinden biraz olsun çıkarak bakmak gerekir. Narsist birey bunu çok iyi bildiği için ilk günlerde yaptığı aşk bombardımanı çok yoğun ve şiddetlidir. Hızla yapışır sana, nefes almana, kendinle kalmana izin vermeden kendisini sana dayattır. Çünkü araya mesafe ya da zaman girerse onun sana sergilediği sahte benliğin arkasındaki kırılgan ve yetersiz varlığı görme ve onu reddetme ihtimalin vardır. Bu yüzden seni hem onun bütününü göremeyeceğin hem de onun hizmet ve sahipleniciliği ile regrese olup bebekleşeceğin yakınlıkta, füzyon mesafesinde tutar.
Hiç unutmamak lazımdır ki kişilik bozukluğu düzeyinde narsist birey için kendinden başkası sözlük anlamııyla, “Yok”tur. Bütün eylemleri yalnız ve yalnız kendisi ile ilgili, kendine dönük, kendisiyle baş edebilmek içindir.
Bu yanılgıyı acilen rasyonel bir zeminle taşıyalım: Bir yetişkinden hele ki bir partnerden koşulsuz sevgi beklentisi gerçekçi değildir. Sadece çocuklar koşulsuz sevilir, sevgililer, eşler değil. Romantik ilişki, beş dakikalık sadakatsizlikle sevginin bir daha çözülmemek üzere donabildiği çok ağır koşullara bağlı bir ilişkidir. Bu bakımdan, ilişkide koşulsuz sevme beklentisi, çocuksu ve çifte standartlı bir fantezidir. Yetişkinlerin dünyasında her zaman koşullar vardır. Bunun idrakında ve kabulünde olursan, füzyon kontratını ve tabii bağımlılığını koşulsuz sevgi olarak sunanlara kayıtsız şartsız bağlanıp sürüklenmekkten de kaçınmış olursun.
Ne kadar acı ki sadece sonuçlar üzerine konuşuyoruz.Peki durum bu raddeye nasıl gelebildi? Nerede kaçtı ipin ucu tam olarak, nerede vazgeçiyor mesela çocuklar kendi hayatından, ne zaman karar veriyor önüne geleni katletmeye…
Söylenecek çok şey var ama işe yaramıyor ne yazık ki.. Çocuklarının duygularından,öfkelerinden bir haber aileleri mi konuşalım.. Ya da zaten zarar vermek senin hakkın sen ne yaptıysan doğru yapmışsındır diyen,her daim yanında olmak algısını bambaşka yorumlamış, ortada “benim çocuğum” diye gezinen anlamsız ebeveynleri mi…Ekranlarda dönen mafya dizilerini mi..Nereden tutsak elimizde kalıyor. Şimdi biri bana söylesin ölenlerin aileleri bunu nasıl yorumlasın.Kim çocuklarını bu saatten sonra gönül rahatlığıyla gönderebilir okula yada hangi öğretmen endişesiz atabilir adımlarını okuluna.. Korkunun iliklerine kadar işlenmiş olduğu, travmaya maruz kalan çocuklardan söz etmiyorum bile..