Taşra, terkedilmiş eşya suretlerini derliyor, her birisini kendine kararak binbir suratlı, binbir çeşit, binbir parçalı yalnızlık betimleri sunuyordu mukimlerine yol kenarlarında, sokak aralarında, uzun kış aylarında. Bu bıkkın ikametçiler üşüyen elleri ceplerinde, buharlı soluklarıyla hayal meyal hatırladıkları gençlik hülyalarıyla avunmaya çalışsalar da er geç büyük yenilgiyi kanıksayacaklarını biliyor, yıldan yıla dirimselliklerini yitirerek bir duvar, bir eşyaya dönüşme akıbetlerine hazırlanmaya alışıyorlardı..