Soğuk ve şehirlerarası otobüslerde vazgeçtim,
çocuk olmaktan..
Ve beslenme çantamda
otlu peynir kokusuydu babam...
Ben seninle birgün Van'daki bir kahvaltı salonunda...
Ben seninle (sadece bilmek zorunda kalanların bildiği)
bir yol üstü lokantasında...
Ben seninle, Ağrı dağına mistik ve demli bir çay
kıvamında bakan Doğubeyazıt'ın herhangi bir toprak
damında..
Ben seninle herhangi bir insan elinin terli
coğrafyasında olma ihtimalini sevdim...
Ben senin,
beni sevebilme ihtimalini sevdim!
Yılmaz Erdoğan
Karşıda görünen hey dost ne güzel yayla
Bir dem süremedim vallah giderim böyle
Ala gözlü Pirim Pirim sen himmet eyle
Ben de bu yayladan hey dost Şah'a giderim
Eğer göğerüben hey dost bostan olursam
Şu halkın diline hey dost destan olursam
Kara toprak senden senden üstün olursam
Ben de bu yayladan hey dost Şah'a giderim
Alınmış abdestim hey dost aldırırlarsa
Kılınmış namazım hey dost kıldırırlarsa
Sizde Şah diyeni hey dost öldürürlerse
Ben de bu yayladan hey dost Şah'a giderim
Pir Sultan Abdal'ım hey dost dünya durulmaz
Gitti giden ömür ömür geri dönülmez
Gözlerim de Şah yolundan ayrılmaz
Ben de bu yayladan hey dost Şah'a giderim.
Pir Sultan Abdal
Zaten bir tanım değil midir
tavsayan düşüp kalkmalara
hüznün hacanası diye bildiğim akşam
bir tanım değil midir o kıyısız ellerimiz
fırça çekmeye doğru ölümün bacısına
parmak atmaya doğru şiir okuyaraktan
aşk -bir tanım değil midir-
kusturucu güzellikler ardından.
İsmet Özel
Yaşamak çarpısı derlerdi buna,yaşamak çarpıntısı.
Ne acelemiz vardı? Kime kavuşacaktık?
Yokuşu göze almak mı? Niçin?
Bir geçit
nereye açılmak için gerekti bize?
Susmak bilmiyordu tepemizde ses,saklı ve açık:
Tamamla çabuk! Çabuk bitir! Hadisene!
Sese bühtan etmedi aramızdan hiçbiri
değil mi ki hepimizin
işaretli ve yarım
dünyaya sarkık.
İsmet Özel