Barajlar gibidir aşk, bunu bilmiyorum: Bir zerre suyun sızabileceği bir çatlak bırakırsanız, bu su duvarları yavaş yavaş kemirir ve öyle bir an gelir ki, akıntının gücünü artık kimse denetleyemez.
Hiçbir zaman piyes okumayı sevmiyeceğim sanırdım taa ki üstadın bu eseri ile karşılaşıncaya kadar...
Bir adam yaratmak genel olarak varoluşsal sancılar çeken birinin kendini kendi yazdığı piyeste bulma süreci.
Hüsrevdeki içsel bunalımları zaman zaman kendimde de görüyorum. Bir sorgulama sürecine giriyor, ölümden korkarken ve bir şeylerde annemi suçlarken buluyorum kendimi.
Aslında inceleme yazmak benim için zor değil ama bu kitapta öyle çok zorlanıyorum ki bazı kitaplar kelimelere sığmaz ya öyle bir şey işte yutkunamıyorum bile anlatmaya...
Kitapta kendimi Selma olarak gördüm. Çok kısa yer alsa da sevdiğinden çekinen yazmaya sığınan bir genç kız...
Ayrıca o dost gibi görünen kılıklı kılıksızları dişlerimi sıkarak okudum.
Son olarak bu piyesin o zamanlar Muhsin Ertuğrul tarafından sergilenmesi ve oynanması ne kadar muazzam bir şeydir, keşke görseydim keşke günümüzde de piyesi sahneye taşısalar, uçarak giderim...
Keyifli okumalar...:)
Hayatta mutluluk dileniyorsun, ama güvence senin için daha önemli, hatta bunun bedeli, bütün yaşamın boyunca baş eğmek olsa bile.
Mutluluk kotarmayı, mutluluğun tadını çıkarmayı onu, korumayı, hiç öğrenemediğin için, başı dik olmanın cesaretini de bilmiyorsun.