Tomris Uyar" ve "Otuzların Kadını" ne güzel bir bütün olmuş. Bazı kitapları okuduğunuzda yazarın baş köşesinde oturuyor gibi hissedersiniz kendinizi,bazen yemek yaptığı mutfakta,bazen salonunda,bazen uyuduğu yatağın ucunda bütün gece beklemiş gibi hissedersiniz kendinizi. İşte ben bu kitapla Tomris Uyar' in hayatının küçücük bir parçasında buldum kendimi. O ise şu şekilde ifade etmiş kendini;
"Feminist bir yazar sayılabilir miyim, bilmiyorum, hiçbir ‘izm’e girmeyen hırçın bir yapım var” demiştir .Tomris Uyar’ın hayat karşısındaki duruşunun 'uyumsuz' olması, onu sadece günlük hayatında değil yazınsal hayatında da farklı kılan özelliklerinden biri olmuştur . Öykülerinde kişilerin gündelik hayatta karşılaştıkları sorunları ve bu sorunlar karşısındaki tutumları, duyguları ve düşünceleri ön planda tutmuş. Kadını en doğal haliyle bütün sıfatlarindan arınmış, makyajından temizlenmiş sadece KADIN olarak anlatmış. Günümüzde kadınlara biçilen rolleri düşündüğümüzde bu anlatımın ne kadar kıymetli olduğunu bir kez daha anlıyorum .OTUZLARIN KADINI; " çünkü kendime tanıdığım kaçış süresi dolmak üzereydi" diye başlayıp "geçmişi silinmiş birini anlatmak zorundayım" diye devam ediyor. Bir kadını anlatmanın en güzel yanından Annesinin portresinden yola çıkarak öncesiz sonrasız, tarihsiz, her çağda Otuzların Kadınını, yaşadığı toplumda kendine yer edinmeye çalışan , zayıflıklarıyla etraflarına duvar örülen kadınların yaşadığı zorlukları, her şeye rağmen hayata tutunup Kendi olmayı başarmış kadınların mücadelesini anlatmış Tomris Uyar.İyi ki okudum dediğim ve her öyküsünde kendime bir yer edindiğim muhteşem bir kitap.