Tezer Özlü'nün okuduğum ikinci kitabı, Yaşamın Ucuna Yolculuk'u daha çok beğenmiştim diyebilirim.
Yaşamın Ucuna Yolculuk'da olduğu gibi bu eserde de melankoli, mutsuzluk, ölüm düşünceleri ve bolca uykusuz geceler hakim.
Bu kitapta Tezer Özlü'nün çocukluk ve gençlik dönemini görüyoruz. Çocukken yaşadığı tuhaf ilişkiler ve gençliğini kliniklerde geçirip bolca acı çekmesine sebep olan tedaviler...
Kitabı fazlasıyla beğendim. Kitabın başından sonuna kadar Nietzsche'ye ve kitabın baş kişisine, savundukları düşünceler, idealler olarak fazlasıyla yer verdiğim de oldu, aynı şekilde tamamıyla karşı çıktığım ve kesinlikle kendimle bağdaştıramadığım durumlar da oldu.
Son derece çarpıcı ve okuyucunun kendisiyle tartışmasına ve kendinin farkına varmasına olanak sağlayan bir eser. Ele aldığı konular fazlasıyla önemli, ağır ve karmaşık konular olsa da yazar bunları son derece akıcı bir şekilde ele almış, bundan dolayı da tek bir sayfasında bile sıkılmadan akıcı bir şekilde kitabı okuyabildim.
Felsefeye dair bir şeyler okumak istiyordum ve bu eser bu isteğimi fazlasıyla yerine getirdi. Kitabın genelde diyalog tabanlı ilerlemesinden mütevellit, anlatmak istediklerini, vermek istediği düşünceleri çok başarılı ve etkili bir şekilde verdiğini düşünüyorum, hem böylece Nietzsche'yi sadece dinlemiş olmuyor aynı zamanda hislerini hissedip onunla empati yapıp, bazı şeyleri anlamamızı daha da kolaylaşıyor.